Sitemizden daha iyi faydalanmak için giriş yapın.Eger kayıtlı degilseniz kayıt olun...

    SERDAR BİLGİLİ

    Paylaş
    avatar
    konyali042

    Mesaj Sayısı : 128
    Yaş : 24
    Nerden : konya
    Rep puanı : 0
    Points : 1000
    Kayıt tarihi : 03/09/08

    Puanlar
    Puan grafigi. Puan grafigi.:
    100/100  (100/100)

    SERDAR BİLGİLİ

    Mesaj tarafından konyali042 Bir Perş. Eyl. 04, 2008 3:32 pm



    Serdar Bilgili, Kahramanmaraş'lı bir ailenin çocuğu olarak 1963 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. İlk ögretimini Ataköy İlkokulunda, orta ve lise ögretimlerini ise Robert Kolej'de tamamladı.

    Yüksek ögretimi için Amerika Birleşik Devletleri'ne (ABD) giden Bilgili, Redlands Üniversitesi'nde (Redlands, California) İşletme dalında eğitim gördü. ABD'deki eğitimini tamamladıktan sonra, 1983 yılında Viyana'da Birleşmiş Milletler'de bir sene staj yapti. 1984 yılında Türkiye'ye dönüp iş hayatına atılan Bilgili'nin hali hazırda tekstil, inşaat ve turizm alanlarında faaliyet gösteren şirketleri bulunmaktadır.

    Serdar Bilgili'nin BJK'daki yöneticilik kariyeri ise 1992 yılında BJK Yönetim Kurulu'na seçilmesiyle başladı. 1992-98 yılları arasında aralıksız olarak Süleyman Seba başkanlığındaki BJK Yönetim Kurullarında görev alan Bilgili, bu süre zarfında Genel Sekreterlik ve Basın Sözcülüğü görevlerinde bulundu.


    2000 Yilinda BJK Baskani Secilen Bilgili,2004 yilinda Görevinden Istifa etti.



    Aktif olarak fotografçılıkla ilgilenen Bilgili, bugüne kadar ABD'de iki, Türkiye'de iki olmak üzere toplam dört fotoğraf sergisi açtı. Lise döneminde aktif olarak voleybol oynayan Bilgili şimdi ise boş zamanlarında tenis ve tae-bo sporlarını yapmaktadır.

    Evli olan Bilgili bir kız çocuk babasıdır.


    İngilizce ve Almanca bilmektedir.









    Serdar Bilgili İle Kısa Sohbet






    Serdar’la 1974’ten sonra 7 yıl boyunca aynı sıraları paylaştım. O zamanlar da öyle can ciğer kuzu sarmasıdeğildik ama, 81’de birlikte mezun olduğumuz liseden ayrılınca hepten kopuverdik.
    Ta ki yıllar sonra onu Beşiktaş Kulübü’nün yöneticiliğine soyunmuş olarak görünceye kadar. Aynı dönemde ben de hasbelkader futbol yazarlığına kalkışınca onunla muhabbetimiz yeniden başlamış oldu.
    Nasıl başladığı da ilginçtir; o zamanlar yazdığım bir başka internet sitesinde onu bazı icraatlarından dolayı eleştiren bir yazım çıkmıştı. Bir ortak arkadaşımız yazımı ona yollayınca okumuş, bana bir mail atarak özetle şöyle demişti: Hah! Bir sen eksiktin; sen de yüklen bakalım Serdar’a..!”
    Daha sonra birkaç vesileyle bir araya geldik ama genelde işlerinin yoğunluğu sebebiyle onu rahatsız etmemeye ve bulunduğu makamı yazılarıma malzeme avantajı yapmamaya özen gösterdim hep.
    Dünkü istifa haberini duyunca bir garip oldum; hem üzüldüm, hem sevindim.
    Üzüldüm çünkü genelde başarılı olarak gördüğüm bir arkadaşımın o koltukta oturuyor olmasından gurur duyuyordum; bu hazzım yarım kalmış oldu. Ayrıca, Beşiktaş birkaç yıl gibi kısa bir sürede en çağdaş ve mali açıdan kendi ayakları üzerinde en rahat durabilen kulüp olabildiyse, bu Serdar’ın yönetimi sırasında ve sayesinde oldu diye düşünüyorum. Elbette devraldığı 16 yıllık Seba bayrağının sağlamlığı ve tutumluluğunun Serdar’ın ve ekibinin başarıyı yakalamasında rolü büyüktü ama kabuk değiştirme işini (üstelik Türkiye’nin art arda krizlerden geçtiği dönemde) mali sarsıntılara ya da altından kalkılamayacak borçlara yol açmadan başarmasını takdir ediyordum. Belli ki Serdar hem Beşiktaş’ı endüstriyel şovun vitrininde öne çıkarmıştı hem de Beşiktaş’ın kendi vitrinini daha pırıltılı hâle getirebilmişti.
    Öte yandan seviniyordum çünkü nihayet bir büyük kulüp başkanı bu garip küfür kıyamet içerisinde sürüp giden, bu bize has “futbolmania”nın tepesinde olmanın albenisine, koltuk sevdasına/esaretine yenik düşüp de sineye çekmemiş oluyordu futbolun bu iğrenç nankörlüğünü dahası arsızlığını ve her gün biraz daha azıtan terbiyesizliğini.

    İyi anımsıyorum; 3 sene evvel bir sohbetimizde aynen şunları söylemişti Serdar: “9 yıldan beri Beşiktaş’ta görev alıyorum ve son bir yıldır da başkanım; çok yoğun biçimde bu işe veriyorum kendimi ama bu koşuşturmaya değiyor çünkü hayatımın en onurlu dönemini yaşıyorum ve bu onurun bana bir ömür boyu yeteceğini biliyorum.”
    Dün görüyordum ki, onuru, hâlâ hırsından öndeydi Serdar’ın.
    Uzun süredir de sesini duymamıştım; kendisine bir telefon açıp “hayırlı olsun” demek, duygularımızı karşılıklı olarak aktarmak istedim.
    Bugün kendisiyle yaptığım o kısa telefon görüşmesini aynen aşağıya aktarmayı bir ihtiyaç hissediyorum:
    - Serdarcım, aldığın karar için çok üzüldüm ama yaptığını doğru ve yerinde buluyorum. Daha önceki radikal kararların gibi bunu da yerinde buluyorum ama yazık oldu. Senin için de, Türk Futbolu için de hayırlısı olsun.
    - Teşekkürler sevgili kardeşim. Böyle icap ediyordu.
    - Biliyorum, bu anlamda bana pek ihtiyacın yok; dilediğin basın organına, dilediğin açıklamayı yapabilirsin ama seni desteklemek adına soruyorum: Benden istediğin bir şey, ntvmsnbc okuyucularına iletmemi istediğin bir mesaj falan var mı?
    - Hissettiklerini, düşündüklerini yaz Tayfuncum. Bir de şunu insanlar bilsin istiyorum. Beşiktaş Kulübü Başkanlık koltuğu Türkiye’de neredeyse birçok bakanlık koltuğundan daha çok arzulanan bir koltuk ve daha 3 yılım varken ben bu muteber makamı bırakarak, bir yerde kendimi feda ederek, bu tarz çirkinliklerin önlenmesine bir nebze olsun faydası olmasını arzuluyorum. Bunlar katlanılacak, sineye çekilecek türden çirkinlikler değil. Üstelik de, öyle bazılarının yazdığı, çizdiği gibi “korktuğum için…” falan da gitmiyorum. Hiçbir şeyden korktuğum yok, aksine daha yapacak çok iş vardı. Ama onurumu da ayaklar altına aldırmam! Bana o yapılanları hak etmedim.
    - Anlıyorum ve sana gönülden katılıyorum. Tekrar hayırlısı olsun. Hoşça kal. Yukarıdaki görüşme için Serdar’ı aramadan önce, aklımı bir şey kurcalıyordu: Son derbi maçındaki bir pozisyon geliyordu gözümün önüne. Sergen’in 16. dakikada Fener ceza sahası önünde aldığı kafa pasından sonra, o nefis hareketle Thomas’ı ekarte edip Volkan’ı karşısında bulduğu pozisyon… Top o an Sergen’in ayağına iyi otursaydı ve gol olsaydı maçın skoru yine de 1-3 olur muydu? Ve skor farklı olsa, bugün Serdar’ın aldığı karar böyle mi olurdu diye düşünüyordum.
    Bunları kendisine soramadım bile… Soramayışımın sebebi, telefonla yakaladığımda kalabalık ve gürültülü bir yerde olması değildi.
    Serdar’ın ses tonuydu sordurmayan.
    Kararından emin, içi çok rahattı, konuşurken.



    28 Nisan 2004 Çarşamba

      Forum Saati Salı Eyl. 18, 2018 6:35 pm