Sitemizden daha iyi faydalanmak için giriş yapın.Eger kayıtlı degilseniz kayıt olun...

    Psişik yetenekleri geliştirme teknikleri

    Paylaş
    avatar
    Krall100

    Mesaj Sayısı : 161
    Yaş : 29
    Nerden : Ankara
    Rep puanı : 0
    Points : 1253
    Kayıt tarihi : 02/09/08

    Puanlar
    Puan grafigi. Puan grafigi.:
    1000/200  (1000/200)

    Psişik yetenekleri geliştirme teknikleri

    Mesaj tarafından Krall100 Bir Çarş. Eyl. 10, 2008 10:57 am

    Eugen Casland
    DIS âlemden gelen bilgiler bize duyular kanalı ile gelir. Fakat bu çok sınırlıdır. Bir kimseyi
    isitebilmemiz, onun etrafında mevcut olan sartlarla mümkündür. Görmek de böyledir. Çesitli
    topluluklarda kelimeler vasıtasıyla insanlarla fikir alısverisinde bulunabiliriz. Bu bakımdan
    çogunlukla düsüncelerimiz irademize baglı olarak ve olmayarak ihanete ugrarlar. Bununla
    birlikte, bazı ölçüler dahilinde duyularımız genislik kazanabiliyor. Mikroskop, teleskop,
    telefon, faks gibi aletler duyularımızın içinde bulundukları yetersizlikten kısmen
    kurtarmaktadır.
    Öte yandan bilim, sayısız titresimlerin mevcut oldugunu bize söyle böyle anlatmaktadır.
    İsittigimiz seslerin frekansı 32 - 33.000 hertz frekanslı seslerdir. Gözümüz de 450 trilyon
    kırmızı ısık ile 750 trilyon mor ısık arasında hareket eder. İmajinasyon ısı ile elektrik
    titresimleri arasında bir yere sahiptir. Bu yüzden onun fizik tesirleri pek fark edilmiyor.
    Süphesiz ki bilimde birçok eksiklikler mevcuttur.
    Bu eksiklikler, kâinata yayılmıs gerçek titresimlerle ilgili degildir. Bilimin agır ilerleyisi, bizim
    için bilinmez olan seyyal dünyaları tanımamıza bir engel teskil etmektedir. Arastırmalarımızı
    genisletmek için su andaki algılarımızı yeteri derecede temizlemeliyiz. Yeni duyumlar
    kazanmalıyız. Suur sahasını genisletmeliyiz. Bu mesele, eski veya simdi yazılmıs olsun,
    anlatılan normalüstü olayların varlıgı kabul edilirse, durugörü, telepati, telekinezi, ipnotizma
    gibi medyomsal olaylarda ortaya konmustur.
    Nedense, bu olaylar akademik bilim tarafından pek itibar görmemistir. Bu yüzden de resmî
    ögrenime dahil olmamıstır. Bilginler tarafından bütünüyle incelenmemistir. Bu, iki sebepten
    ileri gelir: 1. Bu olaylar üzerinde yapılan gözlemler, karmakarısık ve bozucu karakterde
    ortaya çıkmıs, bir türlü hüküm altına alınamayan bir kendiligindenligin (ve degiskenligin)
    bulunmasından ileri gelmistir. 2. Nihayet profesyonel medyomların bilimsel olmaktan ziyade
    kazanç hırsı ve söhret budalalıgı yaparak birtakım sahte melekeleri ortaya koydukları da
    bilinmektedir.
    Bu yanlıs düsünceler, genellikle psisizm hakkında insanların kabul ettikleri pesin fikirler
    üzerine dayanır. Psisik olayların degeri hakkında bir aydınlıga kavusmak istenirse, bütün
    dinsel ve felsefe ile ilgili her seyi bir tarafa itmek ve olumlu bir tarzda yeni bilimsel usullerle
    incelemek gerekir. Bilim en azından asagıdaki süreçleri gerektirir:
    1. Gözlem, olayların aydınlıga çıkarılması.
    2. Tecrübe, yani her yönü ile incelenmeye izin veren degisik sartlar içindeki aynı olayların
    meydana çıkması.
    3. Ölçü vasıtalarının mevcut olması.
    4. Herkesçe gerçeklestirilebilecek olan kanunların ortaya çıkması.
    5. Sadece olayları açıklamaya yarayan degil, aynı zamanda yeni olayları da görünür hâle
    getiren verimli hipotezler kurup, halka sunmak gerekir.
    İMAJİNASYON
    Bu çesitli sartları yerine getirebilmek için önce psisik olayları incelemeyi ögrenmek gerekir.
    Bu incelemeler daha önce vardı. Örnegin, ilkel duygu tarafından meydana getirilen psisik
    olaylar, güçlükle isitilen bir ses, çok zayıf bir ısık, psikofizik ismi verilen bir ilim tarafından
    inceleniyordu. Bir kısım psisik kanunları bu bilime borçluyuz. Özellikle uyartıcı duyular
    konusunu toparladı ve hafızanın çalısıs seklini açıklıga kavusturdu. Kısaca bir kısım psisik
    problemleri ciddî bir sekilde arastırdı ve açıkladı.
    Simdi biz bu bilimden sadece imajinasyon konusunu inceliyoruz. İmajinasyonun önemi,
    yüksek ruhsal yetenekleri tohum hâlinde içermesinden ileri geliyor. İmajinasyon
    prensiplerinin birisi üzerine dayandıgımız vakit, durugörü, geçmis ve gelecege ait vizyonlar,
    görülmeyen âlemin (spatyom) derece derece anlasılması için her insanın kullanabilecegi bir
    metot bulmamız mümkündür. Manyetik, ipnotik bir etki olmadan yani süjeyi uyutmadan,
    normal suuru ortadan kaldırmadan çok kısa zamanda elde edilen bazı psisik yetenekler vardır
    ki, ilk tezahürlerini hemen gösterirler ve derece derece gelisirler. Bunun nasıl mümkün
    oldugunu anlamak için, imajinasyon olayını incelememiz gerekmektedir.
    İMAJ NEDİR?
    İmajinasyon, imajların içsel olarak anlasılması tarzında ifade edilebilir. O hâlde ‘imaj’ nedir?
    İmaj gerek bir sey (obje) veya seyler (objeler) toplulugu, gerekse birlesik yahut birlesik
    olmayan niteliklere sahip bir sahne tarafından meydana getirilmis bir izlenimdir. Diger bir
    deyisle bu tamamlayıcı bir duyu grubu hatırasıdır. Genel olarak imaj kelimesi görme
    duyusuna tatbik edilir. Sanki ona aitmis gibidir. Ama, diger duyular için de imajları göz önüne
    almak sarttır. Yani tat, dokunma, koku, isitme imajları da olabilir. Genel olarak imajların
    dısardan görülebilir hiçbir iz bırakmadan beynimizin içinden geçebileceklerine inanıyoruz.
    Bunun aksi daha gösterilmemistir. Biz en kolay imajları bile (meselâ ‘O’ harfini) kendi
    kendimize bir harekette bulunmadan canlandıramayız. Bu, su demektir: Bütün içsel
    vizyonlara ve rüyetlere bir enerji yayını eslik eder. Ve sonuç, titresim tarzında belirsiz bir
    yayılısla kendini gösterir. Düsünce Sekilleri isimli kitabında Annie Besant ve Leadbater içsel
    vizyonlardan bahsederek her düsünceye ait, fizikî gözlerimizle göremedigimiz fakat
    durugörürler tarafından görülebilen bir tür renkli akıskan kümenin uzay içine fırlatıldıgını
    anlatırlar. Bu küme, belirgin ve açık olmadıgı zaman düsünce belirsiz bir sekil arz eder. Aksi
    hâlde açık seçik bir durumdadır. Bundan baska düsünceye eslik eden yayının cinsine baglı
    nüanslar ısıklı durumlar ve BERRAKLIKLA İLGİLİ bir renklenme de tezahür eder. Bu akıskan
    yumak belli bir yöne fırlatılabilir. Ve belli bir kimseye ulasabilir. Ya da belirli bir amacı
    olmadan uzay içinde yayılır. Ve sonunda kendisi ile ilgili bulunan diger bir yumakla birlesir.
    Her sahsın bir aurası vardır. Birçok ısık çizgisi ve renklere sahiptir. Auranın iç çevresi,
    düsüncenin çalısma sekli ile baglantılıdır. Ve onun tesiri altındadır. Aura, sakin bir ruh hâli
    içinde bulundugumuz zaman ince ve zayıftır. Aksi hâlde aynı aura, ruhumuz siddetli
    titresimlerle dolu bulundugu zaman girdap tarzında hızla hareket eden, uzaga fırlatılmıs
    akıskan yumaklar meydana getirir. Bu yumaklar, onları yayan kimselerce hiçbir zaman bir
    kayıp degildir. Ve onlar her zaman hayatın herhangi bir anında bir izlenim hâlinde bulunabilir.
    Böylece yansıtılan imajlar, belirsiz bir yayılmaya sahiptir. Ve bu hadiseden dolayı her varlıga
    ulasırlar. Bir alıcı bulsun veya bulmasın...
    Fakat titresim durumu imajın titresimleriyle uyusuyorsa zar zor anlasılabilir. Böyle bir durum
    sohbetler ve is sırasında ortaya çıkabilir. Bu türlü olaylar telepati ve fikir iletimleri ismi
    altında izah edilir.
    Birçok deneycilerin çalısmaları bize sunu göstermistir:
    Sonuç olarak bizden dısarıya fırlatılan veya bize gelen bütün imajlar belirsiz bir hız içinde
    imaj nakleden bir akım üretirler. majın sekil bulmasından hemen sonra yayılan dalgaların
    varlıgı tespit edilmistir. Hassas kimseler ısıklı bir küme yahut akıskan bir akımın yayıldıgını
    fark ederler. Gözlemciler, bazı sartlar altında, düsünce sekli (form panse) yaratan bir kimse
    ile uzakta bulunan yabancı diger bir kimsenin arasında bir iliskinin bulundugunu da ortaya
    koymuslardır. Bunu su sekilde ifade edebiliriz: Akımın sebep ve neticesi olan imajlar (yani
    bazı psikomanyetik imajlar) olaya uygun düzenlemelerle bu akımları idare etmeye,
    kullanmaya ve normalüstü psisik olayları uyarmaya imkân tanırlar.
    Biliyoruz ki beyin, alıcı verici telsiz cihazı gibi çalısır. Bu bakımdan kendiliginden imajlar,
    hafızadan gelmez. Bizim iç algılamamızın, hatıralarımızla sekil buldugu dogrudur. Fakat
    bunlar pekâlâ dıs ortamın tahriki ile meydana çıkmıs, görülen veya görülmeyen, bilinen veya
    bilinmeyen sebeplerden ileri gelmis, kısmen meçhul sartlar içinde yerine getirilen izlenimlerin
    sonucu olabilir. Beyin kapalı bir devrede elektriksel bir akım içinde bulunabilecegi gibi, açık
    bir devre olarak da çalısabilir.
    Bu nokta çok önemlidir. Zira normalüstü melekelerin mümkün olusunu bu nokta saglar.
    Bazı uyaranlar veya enerji türleri, uygun siddet ve zıtlıklar seklinde, bizzat kendimizdeki
    duyumsal suur hâlimizi harekete geçirirler. Bu duyum, bir defa hissedildikten sonra hiçbir
    zaman tamamen silinmez. Duyumlar, bazı sartlar dahilinde araya baska uyaranlar
    karısmadan tekrar ortaya çıkabilirler. Ama zayıf durumda bulunabilirler. Buna hatırlama
    diyoruz. Bir esya, bir varlık, belli bir sahne, bir duygusal yıgılma dahi aynı ‘yeniden dogus’
    sürecine dahildir.
    ‘Yıgılma’ hazırlıgı açık ve seçik bir imajı meydana getirir. Bu duyularımızın hepsi, toplamı
    bizde sabitlesir. Ve böylece suuraltı ismini verdigimiz bir nevi toplanma meydana gelir.
    Fakat izlenimlerimiz bazı ölçüler dahilinde diger kimselerin izlenimleri ile birlesir. Bundan da
    suuraltımızda bulunan hatıralarımız arasında, baska bir sahsiyetin suuraltında bulunan
    imajların var oldugu sonucu çıkar. Bu imajlar kendi aralarında (alâka kanununa göre)
    birlesirler. Ve rastgele baska kimselerin suuraltında, imajları çekip almaya izin veren birtakım
    yönetici baglar meydana getirirler; o hâlde bu imaj deposu sıkı sıkıya kapalı degildir. Sayet
    kendimize ait olan bir imajın içine kolayca girersek, bazı hâllerde alısveris kapısını kapatabilir
    ve yanımızdaki baska bir kimsenin imaj deposuna dalabiliriz. Sonra bu dalma isini gitgide
    arttırır ve nihayet bizi çeken suuraltını ziyarete muvaffak oluruz. (Kendi imajımıza
    dalabilmemiz, bizim zihnimizde canlanan bir sahneye konsantre olmamız demektir.) Bu
    konsantrasyon ile biz, dısardan gelecek (rastgele) imaj akımlarını önlüyoruz demektir.
    Konsantre oldugumuz imajı faal hâle geçirip (meselâ donuk bir sahneyi canlandırmak), ilgi
    kurmak istedigimiz kimsenin imajını kendi imaj sahnemize aktarırız. Bu, telkin ile olur.
    (Meselâ, bir sahne yaratıyorsun, telkini; bu, medyoma yarattırılan bir imajdır. Bu durumda bir
    irtibat kurmak istedigimiz zaman, medyomun, o sahsın imajını o odada görmesini isteriz.
    Buradan da medyom asıl varlıkla irtibata geçer.)
    Alıcı ve verici fazla islemekte ise de iki ayrı imaj sınıfını belirtmek gerekir:
    A) Yayımlanan imajlar
    B) Alınan imajlar
    İmaj kombinasyonları ile belirli bir hâle gelmis bulunan ve psisik bir olay olan imajinasyonda
    iki tür vardır:
    1) Aktif imajinasyon
    2) Pasif imajinasyon
    AKTİF İMAJİNASYON
    İç tasarımları (zihnî tasavvurları) istekle görünür hâle getiren ve bir amaca göre birlestiren
    bir melekedir. Bunlar roman, hikâye ve piyesleri yaratmakta rol oynarlar. Hayatın her
    safhasında mevcuttur. İmajinasyon olaylarının anlasılması, yaratıcılık ve ‘ruh’un
    tekâmülünde vazgeçilmez bir kaynaktır. Akıl yürütmenin, fikirlerin ve bir yıgın zihinsel
    olayların temelidir. Eger onların kanunlarını biliyor ve de tatbik edebiliyorsak, hekim ve ilâç
    kullanmadan hastalarımızı iyi eder, varlıgımızı degistirir ve kaderimizi gerçeklestirebiliriz.
    Aktif imajinasyon bütün dünyayı kapsar.
    PASİF İMAJİNASYON
    Bu konu, diger bir âlemi teskil eder ki, biz bununla mesgul olacagız. Pasif imajinasyon,
    imajinasyonun bazı elemanlarını kullanmak suretiyle normalüstü yeteneklerin ortaya
    çıkmasını saglayabilir. Pasif imajinasyon, imajların kendiliginden meydana gelmesidir. Önce
    dogal baglar ile kendiliginden meydana gelebilir (imaj çagrısımı). Çünki her imaj, kendisi ile
    zaman ve mekân içinde ilgili olan diger birtakım imajları görünür hâle getirmek
    egilimindedir. Meselâ hiçbir iradî çaba gösterilmese, bahçedeki çimenlik, yan tarafta bir bank
    oldugu fikrini uyandırır. Böylece, imajlar birbirine yakın olanları uyandırır. Siddet ve
    baglantılar sebebiyle gruplanırlar. Ve eger hiçbir objektif olay girmez ise, bütün suur sahasını
    kucaklayan, birbiriyle az çok ilgili sahneleri olustururlar. Bu durum, asıl prensibi pasif bir
    imajinasyon oyunu olan rüya gibidir.
    İmajların kendiliginden meydana gelmesinin baska bir sebebi, telepati yoluyladır. Bazı psisik
    sartlarda imaj, bize tesir eden yabancı bir kimseden yayılır. O anda o imaj, kendi
    imajlarımızla karısır. Ve iki suuraltı arasında kendiliginden bir bag yaratır. Bu sebeple bazı
    asklar, önseziler, çevrenin idraki, durugörü, fikir aktarımları ve diger normalüstü olaylar
    ortaya çıkmaktadır. Bu ilk bilgilerle, normalüstü yetenegin gelismesine izin veren prensibi
    anlayabiliriz:
    1. Düsünce sakin olmalıdır. İmajı soyutlayabilecek tarzda aktif imajinasyonun faaliyetine
    engel olmalıdır. Yani aktif imajinasyon bir imajı devamlı olarak isler, onu türlü sekillere
    sokar. Halbuki imajı soyutlayarak onu sabit, hareketsiz, aynı sekilde tutabiliriz. İmajı bozacak
    hiçbir tesir ona ulasmamaktadır.
    2) Suuraltını avlamak için bu imajların siddetini arttırmak gerekir.
    3) Uygun olan çagrısımı yaratarak imajı yönlendirmek gereklidir. Bu çagrısımın (fikir ya da
    imaj) yapısı imajın ilk istikametine baglı olan yeni bir saha içine, suura çekip getiren
    akımlara sebep olur. Sonuç olarak, mümkün olan istikamet tarzları ve idrak çesitleri ortaya
    çıkar, yeni yetenekler olusur. Olup biten seyler sanki sapma ve dönme derecesine göre yalnız
    bir tek anahtarla açılabilen, çesitli kilitleri olan bir kapıyla kapatılmıs bir dünyaya giristir.
    Kapı, sahsî fikirlerle yüklü beyindir (medyomun beynidir). Anahtar somut (objektif esya)
    kelimelerle uygun bir tarzda yönetilen bir imajdır. Prensip gayet basittir ve hemen hemen hiç
    yanılmaz. Akıl, genellikle, zekâmızın çalısısında mevcut bulunan bir karısıklık ve dagınıklık
    içindedir. Aktif imajinasyon ile pasif imajinasyon oyunundan zevk duymak bizi saskın hâle
    getirir. Fikirlerimizin kesmekesligi, niteligi anlasılmamıs olan titresimleri terk etmez. Ve ince
    titresimler rastgele suur sahamıza nüfuz eder. Beynimiz tıka basa dolu bir ambar gibidir. Öyle
    bir ambar ki baca deligi esyalarla tıkanmıstır. Dısarıyı görmek ne mümkün. Bütün mesele bu
    karısıklıgı düzenlemek, ısıgın girecegi baca yolunu açmak ve buradan çıkacak olanlara yardım
    maksadıyla digerlerini kenara çekmektir.
    avatar
    Krall100

    Mesaj Sayısı : 161
    Yaş : 29
    Nerden : Ankara
    Rep puanı : 0
    Points : 1253
    Kayıt tarihi : 02/09/08

    Puanlar
    Puan grafigi. Puan grafigi.:
    1000/200  (1000/200)

    Geri: Psişik yetenekleri geliştirme teknikleri

    Mesaj tarafından Krall100 Bir Çarş. Eyl. 10, 2008 10:58 am

    TATBİKAT ARAÇLARI
    Orta seviyeden kültürlü kadın veya erkek bir kimseyi süje olarak alalım. Bunlar sonra tasfiye
    olacaklar ve neticede en iyileri kalacaktır. Süje ne kadar kaba ise (hassasiyet bakımından)
    gelisme o derecede güç olacaktır. Basarıya ulasmak için imajinasyon kabiliyeti orta derecede
    olanlar da yeterlidir. Yeter ki, kendini tamamıyla dünya islerine vermemis, hayatın küçük
    taraflarıyla dolmamıs, sahsî çıkarlarına baglanmamıs olsun... Süphesiz ayrıca süjenin hasta
    ve siddetli heyecanlara ugramamıs olması, soklar geçirmemis olması gereklidir. Yani muhtelif
    manevî soklar zamanla suur sahasından suuraltına kaydırılarak, görünür bir rahatlık ve denge
    saglanabilir. Fakat bu çalısmalarda suuraltı faaliyet açıga çıktıgı için sokla ilgili heyecanlar,
    tıkanıklıklar, marazî hâller nüksedebilir.
    Önce süjede sükûnet hâli dogması gereklidir. Bunun için los bir oda ve bir yardımcı ile
    tecrübeye girisilir. Yardımcı, odanın bir kösesinde sükûnet hâlinde zihnen pasif durumda
    oturmalıdır. Süje rahatça oturmalı, ısık gözlerine düsmemeli (gözler rahat sekilde
    baglanabilir ya da ısıga bir perde veya paravana ile engel olunur).
    O andaki zihinsel mesguliyetlerini bertaraf etmek için süjeye zıt imajlar vasıtasıyla yardım
    edilir. (Yani zihnî sükûnete götürecek imajlar verilir. Meselâ, sakin bir deniz manzarası, ıssız
    bir çöl manzarası, mavi bir gökyüzü, sükûnet verici bir kır manzarası vs.) Bu imajlar süjenin
    zihnindeki karısık imajları, günlük endiseleri dagıtmaya yeter.
    Sonra bütün düsüncelerden ayrılması ve celse içinde sadece en yüksek ruhî bir yükselis
    imkânı araması rica edilir. (Yani süjede manevî bir incelik, hassasiyet, manevî alemlere dogru
    bir çekilme duygusu ihtiyacı ortaya çıkartılır. Hikmetli birkaç cümle, dua vs. kullanılabilir.)
    Sükûnet elde edildikten sonra açık seçik ve somut bir imaj uyandırmaya elverisli bir kelime
    söylenir: vazo, bardak yumurta, kasık, portakal gibi... (Söylenen kelime mümkün oldugu
    kadar çok kolaylıkla ve zihni dagıtmadan göz önüne getirilebilmelidir, basit olmalıdır.)
    Süjeden, kelime isittikten sonra görecegi ve hissedecegi duyguları anlatması (görünür hâle
    getirmesi), açıklaması istenir. Üç durum ortaya çıkabilir:
    1. Hiçbir izlenim meydana çıkmaz.
    2. Ne oldugu anlasılmayan bir hatıra ortaya çıkabilir.
    3. Bilinmeyen bir imaj ortaya çıkar.
    İzlenim yoklugu, açıkça süjenin endiselerinden kurtulamadıgını veya suurdısı bir mesguliyeti
    bulundugunu gösterir. Söylenen kelime, gerçekte, suuraltında titresimler ortaya çıkaran bir
    titresim dalgasıdır. Eger suuraltı nötr hâlde kalmıssa hemen hemen hiçbir sey meydana
    gelmez. Çünki suuraltına nüfuz edilememistir. Süje duvarla kapalıdır. Ve kelime bir engele
    çarpan top gibi geri dönmüstür. Böyle bir durumda, birbirinden farklı bir dizi kelime
    söyleyerek (ki bu, süjeyi içine alan ön düsünceleri ortadan kaldırmak içindir), eger bu yeterli
    degilse, alısılmıs bir esyanın (olayın) hatırasını hatırlatarak o mesguliyetten kurtarılır.
    Alısılmıs bir esya veya olayın hatırlatılmasıyla yarı hatırlama hâli uyandırılır. Böylece ikinci
    hâle geçirilir. Eger bu usul yeterli olmazsa süjeyi küçük bir sahne veya manzara gibi temsilî
    bir hâli düzenlemeye çeken, onu zorlayan yaratıcı imajinasyondan istifade edilir. Basta da
    söyledigimiz gibi süje biraz imajinatif karakterde olmalıdır. Yani süjede tecrübeyi
    kolaylastıracak sahneleri telkinle tahayyül ettirmek mümkün olmalıdır, meselâ ‘Ben sizi falan
    yerde görüyorum’ gibi... Sonuç gözükmekte gecikmez. Ön mesguliyet böylece maglûp edilmis
    ve iç imajların meydana çıkması mümkün olmustur.
    Çeviren: Üstad Ergün Arıkdal
    PSİSİK YETENEK ve RUHSALLIGI BÜTÜNLESTİRMEK
    David FONTANA
    Felsefe doktorası olan Prof. David Fontana, psisik arastırmaya yönelik sürekli aktif ilgisiyle
    birlikte, dogu ve batının ruhsal geleneklerinde genis uygulamalı deneyime sahip bir
    psikologtur. (Society for Pscyhical Research’ün eski baskanıdır.) Bu genis sahalarda, bazıları
    klâsik olarak kabul edilen birçok kitabın da yazarıdır. Bu makale, 23 Mart 1999’da verdigi bir
    konferansa dayanarak hazırlanmıstır.
    avatar
    Krall100

    Mesaj Sayısı : 161
    Yaş : 29
    Nerden : Ankara
    Rep puanı : 0
    Points : 1253
    Kayıt tarihi : 02/09/08

    Puanlar
    Puan grafigi. Puan grafigi.:
    1000/200  (1000/200)

    Geri: Psişik yetenekleri geliştirme teknikleri

    Mesaj tarafından Krall100 Bir Çarş. Eyl. 10, 2008 10:58 am

    RUHSALLIK ve PSİSİK YETENEKLER
    RUHSAL gelisim kendisiyle birlikte psisik ihsanları getirebilmesine ragmen, ruhsallık ve psisik
    yetenekler aynı sey degillerdir. Budizm ve Hinduizm gibi dogulu ruhsal geleneklerde ruhsal
    kapasiteler derinlestiginde zihnin bazı maddesel sınırlamaları asmaya basladıgı ve
    digerlerinin zihinleriyle telepatik iletisim içine girebilir hâle geldigi ve böylece durugörü ve
    psikokinezi gibi (topluca siddhiler denilen) yetenekler tezahür ettirdigi söylenmektedir.
    Bununla birlikte bu gelenekler, siddhilerin sadece ruhsal büyümenin bir çesit önemsiz
    belirtileri oldukları ve asla kisisel çıkar saglamak için kullanılmamaları ve kendi içlerinde bir
    son olarak görülmemeleri gerektigi konusunda bizleri uyarmaktadırlar, aksini yapmak benligi
    güçlendirir ve kisiyi gerçek ruhsal ilerleme yolundan saptırır. İnsan, baskalarına hizmet
    ederken kullandıgında bile, benligi sisiren duygulardan kaçınmalıdır. Siddhiler bize emanet
    edilmis hediyelerdir, kisisel servetimiz degillerdir.
    Bir Yoginin Otobiyografisi’nde (Bu kitabın özeti Mucizeler adıyla RM Yayınları arasında yer
    almaktadır), meshur guru Paramhansa Yogananda kendi kisisel siddhi deneyimlerinin sayısız
    örneklerini verir ve kitaplarından bir digerinde, Man’s Eternal Quest’de (nsanın Ebedi
    Arayısı), onların gelisimine eslik eden ruhsal disiplinlerin derinligine yönelik bir anlayıs sunar.
    Bununla birlikte siddhilerin en eglendirici örneklerinden biri, Ram Dass’ın kendisiyle birkaç yıl
    geçirdigi bir diger saygın ögretmen Neem Baba’nın hayatında görülmüstür. Bir zamanlar
    Hindistan’daki trenlerde kutsal adamların parasız yolculuk yapmalarına izin veriliyordu ama
    bazı sebeplerden dolayı bu ayrıcalıga son verme kararı alındı. Neem Baba yeni politikanın ilk
    kurbanlarından biriydi ve biletsiz oldugu kesfedildiginde, Karolli istasyonunda uygun bir
    sekilde trenden indirilmisti. Biletçi diger yolcuların protestolarına aldırmadan düdügünü çaldı
    ve sürücü treni çalıstırmak istedi; ama nafile, tekrar tekrar denedi ama hiçbir sey olmadı. Bu
    sırada Neem Baba plâtformun üzerinde gülümseyerek bekliyordu. Sonunda, trene geri
    gelmesi için yalvarmaya basladılar. O, yalvarısları nazikçe dinledi, trene tırmandı tahmin
    edeceginiz gibi motor, bir motorun davranması gerektigi gibi davrandı ve tren istasyondan
    ayrıldı.
    Tesadüf mü? Sürücünün bir numarası mı? Hindistan’ın kutsal adamlarını ve kadınlarını
    çevreledigi söylenen siddhilerin diger birçok örneklerini deneyimleyenler, bunun Neem
    Baba’nın isi oldugundan hiç süphe etmediler ve o zamandan sonra da o hep Neem Karolli
    Baba diye bilindi.
    PSİSİK YETENEKLER ve RUHSALLIK
    Sürecin zıt istikamette güçlüce çalıstıgı, yani psisik yeteneklerin gelisiminin ruhsal ilerlemeye
    götürdügü yönünde hiç delil yoktur. Bazı vakalarda böyle olabilir ama bu kuraldır anlamına
    gelmez. Geçmisin bazı en ünlü psisikleri, kesinlikle ruhsal olmayan numaralara
    kalkısmıslardır. Eusapia Palladino her bakımdan çok güçlü bir fizik medyomdu ve tarihte en
    genis olarak incelenen psisiklerden biriydi; yine de onun fenomenlerinin çogu gerçek
    olmasına ragmen, digerlerinin açıkça hileli oldugu yönünde neredeyse oybirligi vardır. O
    celselerdeki haziruna “Beni izleyin, yoksa hile yaparım.” diye ögüt vermis, kusurlarından
    dolayı rehberi John King’i suçlamıstır. Bazı rehberlerin karakterleri gerçekten belirli oranda
    istenmeyen özellikler tasısa da (John King hayattayken adı çıkmıs bir korsan oldugunu iddia
    etmekteydi), Palladino ile uzun süre çalısan Hereward Carrington, onun yaptıgı hilelerin
    kendi egosuna baglı oldugu görüsündedir. Carrington, Eusapia Palladino and Her Phenomena
    (Eusapia Palladino ve Fenomenleri) adlı eserinde “Ona bunu yapmaması için yalvardık.” diye
    yazmıstır, ama bir toplantıda, bir saat veya hemen sonrasında bir sonuç üretilmediyse,
    medyom “genellikle kaba ve açık türden” hile yapmaya basvurmustu.
    Elbette ki, fizik medyomlar toplantılarda hile yaparken yakalandıklarında Palladino’nun iddia
    ettigi gibi, transtayken rehberleri tarafından böyle yapmaya itilmis olabilirler, ama eger
    öyleyse bu sadece onların rehberlerinin dürüstlügüne degil, rehberlerin kendi medyomlarının
    ünleriyle ilgili kaygılarına da gölge düsürür. Her halükârda, rapor edilen bir diger güçlü fizik
    medyom olan, ama bu vakada kıskançlık günahına yenik düsen Agnes Guppy’nin davranısı
    için rehberleri suçlamak çok zor olurdu. Daha genç ve daha çekici arkadas medyom Florence
    Cook’un basarısıyla yüzlestiginde (Cook, Sir William Crookes tarafından gerçekten
    arastırılmıs ve ismi telâffuz edilmistir), Agnes Guppy çözümün, iki suç ortagının Cook’un
    yüzüne asit fırlatmaları oldugunu düsünmüstür. Neyse ki suç ortakları bunu reddetmislerdir
    ama bu hikâye Bayan Guppy’nin söhretini yerle bir etmisti.
    RUHSAL ve PSİSİK YETENEKLER ARASINDAKİ BAGLANTI
    Bununla birlikte, psisik yeteneklerin ruhsal gelisime sevk etmedeki basarısızlıgına ragmen,
    sürecin bunun aksine çalısabildigi gerçegi, bu ikisi arasında bir baglantı olması gerektigini
    gösterir. Bu baglantıyı kesfetmeye nasıl baslayabiliriz? Yunanistan’da Delf tapınagının Apollo
    sunagının üzerinde -dünyadaki en büyülü yerlerden biridir-, “Kendini Bil” ögüdü vardır.
    Apollo sunagı; Piton’un, yani ilâhlarla iletisim kurduguna inanılan bir rahibenin -biz ona
    muhtemelen bir trans medyomu diyecektik- eviydi. Kendisine Atina’daki en bilge adamın kim
    oldugu soruldugunda, “Hiçbir sey bilmedigini bilecek kadar bilge olan tek adam Sokrat’tır.”
    diye cevap vermistir. Yani bizim bu kesfe baslama noktamız; Sokrat ile birlikte, sadece dıssal
    dünya degil ama kendi zihnimiz hakkında da ne kadar az bildigimizi kabul etmektir. Bu bizi,
    “Kendi zihnimin yapısı nedir?”, “Ben neyim?”, “Ben kimim?” gibi varlıksal soruları sormaya
    götürür. Bazıları -örnegin Darwinciler- bu soruları, bizim sans eseri yaratılan biyolojik
    tesadüfler oldugumuzu, anlamı ve amacı olmayan basıbos bir evrende yasadıgımızı
    söyleyerek cevaplayacaklardır. Digerleri bu cevabı kabul etmenin, anlamsızca yasamak ve
    ümitsizce ölmek demek oldugunu kabul edecektir. Onlar bize, modern bilimin bütün gücüne
    ve bütün kesiflerine ragmen zihin hakkında fazla bir sey söyleyemeyecegini ve ruh veya
    Tanrı’nın hiç olmadıgını -Yüksek Suur veya hangi terimi kullanmayı tercih edersenizkategorik
    olarak kesinlikle ifade edemeyecegini hatırlatmaya devam edeceklerdir. Modern
    bilim psisik ihsanların olmadıgını kategorik olarak ifade edemez ve bundan dolayı en
    materyalist bilim adamları bile böyle meselelerde agnostisizmin -belirsizligin bir kabulününötesine
    geçemezler.
    Delilleri inceleyenler, insan yasamında bir ruhsal boyutun mevcudiyetini ve psisik
    yeteneklerin mevcudiyetini desteklemek için çok miktarda seyin mevcut oldugunun farkına
    varırlar. Bununla birlikte, bu boyutun ve bu yeteneklerin yapısına ve anlamına iliskin daha
    derin sorular, bir anlamda fiziksel bilimlerin nüfuz sahasının ötesinde yatar. Bilim, bütün
    süphe edilmez güçlerine ragmen, bizim sınırlı bir uygunluk alanı dedigimiz seye sahiptir. Bu
    alanın ötesinde, onun hitap edemedigi sorular vardır; sadece varolusun temel anlamı ve
    benligin tabiatıyla ilgili sorular degil, ama digerkâmlık gibi insan vasıfları ve bir Bach veya
    Mozart veya bir Michael Angelo gibiler tarafından tezahür ettirilen yüce yaratıcı yeteneklerle
    ilgili sorular. Böyle sorular aslında ruhsal sorulardır ve onlar bilimin usulüyle dısarıya,
    maddesel dünyaya bakarak degil, ama aziz ve mistigin usulüyle bir kisinin içine bakarak
    cevaplanırlar.
    Zen Budizmi bunu yapmanın bir yolunu, koan kullanımı sayesinde ögretir. Koan hiçbir
    mantıklı cevabın olmadıgı bir sorudur. O bize sık sık o kadar paradoksal bir sey sorar ki, bizim
    ilk tepkimiz onu gülünç bularak bertaraf etmek olur. En iyi bilinen örneklerinden biri sudur:
    “Bir elle alkıslamanın sesi nedir?” Gerçekten de bir paradoks. Tanımlamada, alkıslama iki eli
    içerir. Ama Zen Budist ögretmeniniz size, yargılamadan ve ummadan sadece oturmanızı ve
    soru üzerine meditasyon yapmanızı söyleyecektir. Bir ögretmenin bana ögrettigi gibi,
    “Kendine cevabı sorma, sadece koanı sor.” Koan üzerine meditasyon yaptıgınızda, “cevap,
    sessizlik olmalı” gibi düsünceler kendiliginden yükselmeye baslar, ama cevabı ögretmeninize
    verdiginiz her seferinde o basını sallar ve size gitmenizi ve meditasyonunuza devam etmenizi
    söyler.
    Koanın amaçlarından biri sizi, mantıklı zihnin, hayatımızda çogu zaman kullandıgımız zihnin,
    daha fazla gidemeyecegi bir noktaya getirmektir. “Eller” ve “alkıslama” maddesel dünyaya
    aittir. Maddesel dünya bizim tarafımızdan, hepsinin anlamlarını ayrılıktan aldıkları ayrı
    nesneler ve kavramlardan meydana gelmis biçimde anlasılır. Sol el, sag elden ayrıdır -onun
    karsıtı-; alkıs sesi, sessizlikten ayrıdır -onun karsıtıdır-. Bundan dolayı, mantıksal olarak tek
    elle alkıslayamayız. Ama koan bu karsıtlıklarla düsünmeyi keser. Eger kisi onunla çalısmaya
    devam ederse, orada ayrılık hissiyatının bir yanılgı oldugunun farkındalıgı an”den gelir. Hiçbir
    sey, ister bir nesne veya bir kavram olsun, diger bütün seylerden izole edilmis olarak var
    olamaz. Her sey, hem canlı hem cansız, aslında temelde yatan bir birligin, bütün varolusun
    esası olan bir birligin tezahürüdür. Ve farkındalıgın bu anında, koanın kendini çözdügü
    söylenir, bu, onun sizi daha derin bir anlayıs seviyesine götürmesidir. Ve koan kendisini
    çözerken, aynı zamanda -en azından kısmen- elbette ki niha” koan olan “Ben kimim?”
    sorusunu ve “Onu nasıl bilebilirim?” “Kendi yüzümü nasıl görebilirim?” “Ben hem soru hem
    de cevap nasıl olabilirim?” gibi her noktası bir elle alkıslamak kadar paradoksal olan
    sorulardan birini de çözer.
    Elbette ki, bu sekilde kelimelere döküldügünde, onun sadece bir entelektüel egzersiz hâline
    dönüsmesi riski ortaya çıkar ve eger sadece entelektüel cevaplar sunduysanız iyi bir Zen
    ögretmeni meditasyon yaptıgınız seye iki kat hızlı geri gönderecektir. Ögretmen, sizin bu
    birligi gerçekten deneyimlediginizi görmek isteyecektir. Bunu yaptıgınızda, cevabınız
    herhangi bir önceden belirlenmis formül yerine sizin dönüsmüs oldugunuz kisi içinde görünür
    olacaktır. Ama “Bunun, ruhsallık ve psisik yetenekler arasındaki baglantıyla ne ilgisi var?”
    diye düsünebilirsiniz. Her bakımdan ilgili. Eger her birimiz kendi mevcudiyetimiz içinde
    kilitlenmis olmaktan daha çok temelde yatan bir birligin ifadeleriysek, o zaman bu birlikle
    (ruhsal gelisim deneyimi yoluyla) temasa geçmek veya digerlerinin zihinleriyle (psisik
    yetenekler yoluyla) temasa geçmek fikri bir çesit anlam kazanmaya baslar. Sadece bu da
    degil, bu fikir yasanmıs bir imkân hâline gelir. Zihinlerimiz ve arkadasımız olan diger
    varlıkların zihinleri; oldukları gibi, yani tek suurun görünümleri olarak tanınırlar ve bundan
    dolayı psisik deneyimlere engel olan kendimiz ve digerleri arasındaki bariyerler kaybolur.
    Bundan dolayı ruhsal inançlar, hem bizim dıssal dünyayla hem de kendi varlıgımızla daha
    derinden ilsikimizde etkileyici bir aksiyondur.
    HER SEYİN BİRLİGİ
    Her seyin birliginin (sadece her seyin karsılıklı bagımlılıgı degil, ama gerçek birligin) farkına
    varmanın diger sonucu, bizim sadece ölümden sonra ödüllendirilme ümidinden dolayı degil,
    bu dogal yol oldugu için daha iyi bir hayat yasamaya baslamamızdır. Eger her sey aynı birligin
    parçasıysa, o zaman digerlerine veya çevreye zarar vermek, kendine zarar vermektir.
    Budizm ve Jainizm gibi Dogu dinleri ahimsa, yani siddetsizlik denilen bir ideale sahiptirler.
    Ahimsa kisiyi sadece digerlerine gereksiz zarar vermekten sakındırmaz, aynı zamanda bize
    kendi varlıgımızı saflastırmada yardım eder. Bir sinegi yakalamak ve dısarıya atmak yerine
    onu öldürmenin bile üzerimizde kabalastırıcı bir etkisi vardır. Sinegi dısarı atmak gerçekten
    mükemmel bir fiildir. Bizler mükemmel insan varlıkları degiliz ama mükemmel seyler
    yapabiliriz. Düsüncesizce hayattan mahrum etmek yerine, küçük zararsız bir yaratıgı dısarı
    koymak bir İsa veya bir Buda fiilidir. Yerimizde olsalar onların yapacagı sey, kesinlikle budur.
    Bundan dolayı ahimsa bize, insan faaliyetlerinde birlik hissiyatını ifade ettigimizi veya
    Budizmde dendigi gibi Buda tabiatımızı ifade ettigimizi ögretir.
    İNANCIN ÖNEMİ
    Ruhsal hayata inancın -veya imanın- yolda önemli bir erken adım oldugu söylenmistir;
    dogrudur ve aynısının psisik yetenekler için de geçerli oldugu görünmektedir. Koyunların
    (psisik fenomenlere inananların) keçilerden (inanmayanlar) daha yüksek basarı elde ettikleri
    parapsikolojik arastırmada, iyi bilinen koyun/keçi etkisi; zihinlerin birbirleriyle dogrudan
    iletisim kurabileceklerine ikna olmalarının, kisinin psisik potansiyelinin en azından küçük bir
    bölümünün kilidini açmaya yeterli oldugunu ögrenmektedir. (The European Journal of
    Parapsychology, Cilt 13, 1997 psisik yeteneklerin ifade edilisini kolaylastırdıgı görülen zihnin
    çatısı hakkında daha fazlasını bilmek isteyenler için bir dizi ilginç makale içermektedir.

      Forum Saati Salı Ara. 11, 2018 5:48 am