Sitemizden daha iyi faydalanmak için giriş yapın.Eger kayıtlı degilseniz kayıt olun...

    ~~Edebiyat~~

    Paylaş
    avatar
    Krall100

    Mesaj Sayısı : 161
    Yaş : 28
    Nerden : Ankara
    Rep puanı : 0
    Points : 1253
    Kayıt tarihi : 02/09/08

    Puanlar
    Puan grafigi. Puan grafigi.:
    1000/200  (1000/200)

    ~~Edebiyat~~

    Mesaj tarafından Krall100 Bir Cuma Nis. 10, 2009 10:29 pm

    Sanat - Sanat Dalları

    Sözle ya da yazıyla ortaya konan ve hem içerikleri, hem de biçimsel yan­ları bakımından göz önüne alman düşünce ve duygu ürünü yapıtlar.

    EDEBİYAT OLAYI

    Edebiyat olayı, bu olayın doğası, alanı, anlamı ve nesnesi, üstünde yıllardır tartışılan bir konudur. Basılan ve yazılan her şey, özellikle de kitaplar, ama aynı zamanda dergi yazıları, gazeteler, yazışmalar, söy­levler, konferanslar, vb. edebiyat içine mi girer? Yalnızca kitaplar edebiyat sayılırsa, dinsel metinleri, felsefe yapıtlarını, bilimsel kitapla­rı da edebiyat saymak gerekecek mi­dir? Polisiye romanları, serüvenleri ve aşkları anlatan sıradan romanla­rı, tefrika romanları edebiyat dışın­da bırakmak mı, yoksa bırakmamak mı gerekir?Geniş anlamda edebiyat olayı, in­sanların yazı ve söz (sözlü bir edebi­yat da vardır) aracılığıyla kendileri­ni dile getirdikleri "her zaman" var­dır; ama dar anlamda, insanların bu yazdıkları, ilerde, arkeoloji araş­tırması yapar gibi değil de "haz" duymak için okuyan kimselerin bel­leğinde yer "ettiğinde", edebiyattan söz edilebilir. Edebiya olayı, hangi kavimden ve ulaştıkları uygarlık dü­zeyi ne olursa olsun, tarihin her dö­neminde ve dünyanın bütün halkla­rında görülen evrensel bir olaydır.

    EDEBİYAT EDİMİ

    Edebiyatın genellikle, bir bireyin inandığını, düşündüğünü, duyduğu­nu dile getirmesinin bir aracı olduğu düşünülür. Gerçekten, her kitap, bir okuru varsayar, her yazılı söz de, bir "okur imgesini" (Sartre) gerekli kılar. Yazar, kendini beğendirmek (ya da hoşnutsuzluğunu uyandırma­mak) istediği bir topluluğa seslense de, başkalarına, gelecek yüzyıllara seslendiği düşü içinde yaşasa da (Stendhal, 1935 yılının okurları için yazdığını ileri sürüyordu), onun "yazma eylemi" bir toplumsal edim­dir (yoksa yazmaz, susardı), bir in­sanın bir çağla doğrudan kurduğu diyalogdur.

    Bununla birlikte, yazarın sözü, çev­resinde hazır bulduğu söz olmadığı gibi, çevresindeki dünyanın yansı­ması da değildir; ama bunların taşı­dığı bir olabilirliktir ve ancak, yaza­rın az ya da çok bir şey "dediği", dil, anlatı ve dilsel akış üstünde, sözünün özerk, niyetininse özgürleşmiş olduğu sanısını yaratan bir oto­rite gösterdiği zaman geçerlik kaza­nıp varlığını sürdürebilir. Birçok ya­zar, işte bu yönde kötü bir etki yap­mıştır; çünkü "özgürleşmiş söz" de okurlara seslenir ve böylece, dil aracılığıyla yazarı okur kitlesine bağlayan iletişim ağı kurulmuş olur.

    "Edebiyat önce, icat ve heyecanlan­dırma güçlerini en büyük özgürlük içinde geliştirmenin bir yoludur; çünkü, edebiyatın tözü ve aracı, do­laysız yarar gücünden bütünüyle sıyrılmış dildir..." (Valery).

    YAZI: BİR İMGEYİ İLETMEK

    Edebiyat, bir öznelliği (toplumsal kümeyle bütünleşmiş ya da bütünleşmemiş olabilir) dil aracılığıyla or­taya koymaktır. Dilin, toplumsal küme tarafından her gün kullanılan "sıradan" bir şey olması bakımın­dan edebiyat, resimden ve müzikten ayrılır.Çünkü, resimsel ve müziksel anlatım sistemleri, günlük ve yaygın kullanımın konusu değillerdir. Dil sanatı olan edebiyat, genel anlamıy­la bir sanat sayılmaz; nitekim, çizim, resim yapma, heykel yontma, çalgı çalma ya da beste yapma öğre­tilen okullar vardır ama, edebiyat yapmanın öğretildiği okul yok­tur.

    Yalnızca, edebiyat bilgilerinin, dil-bilgisinin, edebiyatların ya da ede­biyat kuramlarının öğretildiği okul­lar vardır.Öte yandan, yazardan, "canlı bir görünüm" ortaya koyması, yani canlandırdığı nesnenin sadık ve aslına tıpatıp uygun bir imgesini ver­mesi beklenir. Bundan ötürü "bir çok şey söylemesi", birçok "iyi ve güzel şey söylemesi" istenir. Yaza­rın bildirisinin belli bir etki uyandır­ması, hattâ bu bildirinin ahlaksal yönde etki göstermesi gerektiği de düşünülür. Edebiyatın kökenlerindeki iki zorunluluk da buradan gelmek­tedir.

    EDEBİYAT ETKİNLİĞİ

    Çeşitli topluluklarda edebiyatın din­le yakın ilişkisi olmuştur. Sözgelimi, Eski Hindistan'da ve Sümerlilerde edebiyat etkinliği, dine sıkı sıkıya bağlıdır. Öte yandan Eski Çin'de, edebiyatın ahlaksal ve toplumsal so­runlardan ayrılmadığı bilinir. Kolomb öncesi'Amerika'da, Zenci Afri­ka'da, Madagaskar'da ve Güneydo­ğu Asya adalarında şiir, dinsel tö­renlerin ve toplumsal etkinliklerin bir bölümünü oluşturur. Türklerin İslâm dinini benimsemeleriyle, İs­lâm uygarlığının Türk edebiyatı üstünde etkili olduğu görülür (hattâ birçok edebiyat tarihçisi, Türk edebiyatını çağlara ayırırken "İs­lâm uygarlığı etkisinde gelişen Türk edebiyatı"ndan söz ederler).

    Eski Yunanlılar Homeros'u, yaşama yol gösteren bir usta ve kılavuz gibi görüyorlardı ve Atina'da, tragedya yarışmaları, sitenin yaşamında önemli bir olaydı. Latin edebiyatıysa, başlangıçta tarihlerden, siyasal ve askerî söylevlerden, mahkeme savunmalarından oluşuyordu. Av­rupa'da, Ortaçağ boyunca, "mystere"ler (dinsel konuları sahneye koyan oyunlar) Eskiçağ dramlarının oynadığı rolü oynuyor, yani halkın dinsel coşku içinde kaynaşmasını sağlıyorlardı. Chanson de geste'ler, Ayada'da görüldüğü gibi kahraman­ları yüceltiyor ve Roman de Renart gibi halk öyküleriyse, halk kaynakların­dan yararlanıyorlardı. Rönesans'la ve Yeniçağ'la birlikte, edebiyatta bir dönüşüm gözlendi: Matbaanın bulunması, bir yandan, kitapların çoğaltılmasını ve daha büyük bir okur kitlesinin okumasını sağladı; öte yandan, edebiyat, topluluk bilin­cinden koparak kendine özgü yasa­ları olan bağımsız bir gerçek olma­ya, gün geçtikçe bireyselleşmeye yö­neldi.

    YAZMA SANATI

    XIX. ve XX. yüzyıllarda edebiyat çe­şitli ülkelerde çoğunlukla bir meslek haline geldi; birçok edebiyatçı ve gazeteci, "kalemleriyle geçinmeye" başladı. Buna koşut olarak, yazma teknikleri bulmayı, edebiyatı, müzi­ğe benzer bir sanat haline getirmeyi ve bunun için ona hem sınırlar çiz­meyi, hem de soyut bir özerklik sağ­lamayı isteyen birçok edebiyat okulu ortaya çıktı.

    Dil sanatı (bilimi değil; çünkü yazar bir dilbilimci değildir), dil aracılığıy­la (yazı) düşünme ve insanlar arasındaki iletişim (yani başka bir de­yişle dil) üstüne düşünme sanatı olan "yazı" (birçok çağdaş yazar "edebiyat" kavramı yerine "yazı" kavramını kullanmaktadır), okur kitlesiyle yapılan alışverişin ticari niteliğini reddeden ve uygarlığın bazı yozlaşmalarına karşı savaşan kişinin içine kapandığı bir sığınak gibi görünmektedir. Ama, bu kişi aynı zamanda, yazısal yapılara bir dönüşüm "getirmeyi", hattâ bu alanda devrimler yapmayı istemek­tedir; bu da, yaşadığımız çağın, çağ­daş düşüncenin ayırıcı bir özelliği­dir ve söz konusu kişi, dünyayı daha yoğun ve belki de daha umutsuzca yoğurarak biçimlendirmektedir.

    Alıntıdır...

      Forum Saati Paz Ara. 17, 2017 1:40 am