Sitemizden daha iyi faydalanmak için giriş yapın.Eger kayıtlı degilseniz kayıt olun...

    Türk Seramikçiliği

    Paylaş
    avatar
    Krall100

    Mesaj Sayısı : 161
    Yaş : 28
    Nerden : Ankara
    Rep puanı : 0
    Points : 1253
    Kayıt tarihi : 02/09/08

    Puanlar
    Puan grafigi. Puan grafigi.:
    1000/200  (1000/200)

    Türk Seramikçiliği

    Mesaj tarafından Krall100 Bir Cuma Nis. 10, 2009 10:33 pm

    Sanat - Sanat Dalları
    TÜRKİYE'DE SERAMİKÇİLİK

    Anadolu'da erken dönemde mimariye uygulanmış duvar çinilerinin yaygın­lık göstermesi ve özellikle XIII. yy'da teknik bir yetkinliğe ulaşmış olması, seramiğin işlevsel amaçlara bağlı ge­lişmesinin tarihsel kökenlerle ilgili ol­duğunu ortaya koymaktadır. Beyşehir yöresindeki Kubadabad kazıları, bu geleneğe bağlı olarak Selçuk dönemi çini kapları konusunda da yeni görüş­ler edinmemizi kolaylaştırmıştır. Si­yah desenli ve firuze renkli bu sera­mik kaplar, Anadolu'da Bizans sera­miğinden çok farklı bir üsluba daya­nan özgün bir Türk seramiğinin var­lığını kanıtlar. Ayrıca Alacahöyük yakınında Kalehisar, Malatya'ya yakın Eski Kâhta, Adıyaman yakınında Samsat, Elazığ yakınında Korucutepe ve Diyarbakır İçkale'deki araştırma­lar sonucunda ele geçen seramik bu­luntular da Anadolu Selçuk seramiği üstüne aydınlatıcı bilgiler verir. Bu sırsız seramikler, daha çok vazo, sü­rahi, kâse,tabakve büyük küp gibi eş­yayı kapsar. Kubadabad kazılarında bulunan seramik parçalarının aynı zamanda bağdaş kurmuş insan figürü ya da grifonlarla süslü olması, sivil yapılarda seramik sanatına tasvir formlarının da eklendiğini gösterir. Buna karşılık Anadolu Selçuk döne­miyle ilgili seramik buluntuların sayısı fazla değildir. Beylikler ve erken Os­manlı dönemindeyse seramiğin canlı bir gelişmeye sahne olduğu görülebilmektedir. Başlıca merkezler İznik, Kü­tahya, Milet (Miletos), Konya, Antal­ya, Malatya ve Bursa'dır. Bazı yaban­cı kaynakların Milet işi olarak yorum­ladıkları seramiklerin yakın yıllarda K. Otto- Dorn'un araştırmaları sonu­cunda XIV. yy'ın ikinci yarısıyla XV. yy'a ait İznik seramikleri olduğu ka­nıtlanmıştır. Oktay Aslanapa'nın İz­nik'te yaptığı kazılarda bulunan par­çalar da, bu gerçeği doğrulamakta ve asıl merkezin bu dönemde İznik oldu­ğunu ortaya koymaktadır. Kobalt ma­visi, koyu mor ve firuze rengin egemen olduğu bu seramiklerde sıraltı tekni­ği uygulanmıştır. XV. yy'a ait mavi, beyaz renkli Osmanlı seramikleri, bu dönemden kalan en eski örneklerdir. Günümüzde pek azı Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan ve büyük bölümü dünya müzelerine dağılmış olan ilk dö­nem Osmanlı seramik kapları için önemli merkezler İznik ve Kütah­ya'dır. Bunlar porselen eşyayı anım­satır ve ustalıklı bir desen zevkini yan­sıtır. Şakayık, krizantem gibi bitki mo­tifleri oldukça sık kullanılmıştır. Er­ken dönemde mavi tonlar koyu olup, sonradan açık maviye dönüşmüş, en­der hallerde de firuze eklenmiştir. Gö­nül Öney, bu dönemde görülen tipik Doğu motifleri nedeniyle, XV. yy. Os­manlı seramiklerine, aynı dönemin Ming porselenlerinin kaynaklık yap­mış olabileceğine işaret eder. Bazı ya­bancı araştırmacılarsa, bu işçiliği Anadolu'ya İranlı ya da Suriyeli us­taların getirmiş olabilecekleri üstün­de dururlar. Ama öyle de olsa, Os­manlılar yoluyla Anadolu'da geliştiri­len bu ince işçiliğin, Anadolulu sera­mik ustaları elinde özgün bir bireşime ulaştırıldığı bir gerçektir. Yavuz Sul­tan Selim Tebriz'i ele geçirdikten son­ra, bazı İranlı ustalar Anadolu'ya geç­miş olsalar bile, bunların yalnızca iki çini ustası olduğu belgelerde kayıtlı­dır. Ernst Diez ise söz konusu çini us­talarının, Anadolu'daki çinilerin renk ve dekorları üstünde herhangi bir et­ki yapmış olabileceklerini kabul et­mez.

    Osmanlı seramiğinin en parlak döne­mi XVI. ve XVII. yy'ları içerir. Mima­ride çini olarak da geniş bir kullanım alanına sahip olan bu dönem seramik­leri, teknik ve estetik olgunlukları ba­kımından dikkati çekicidir. Astar ve sıraltı tekniğinin uygulandığı bu sera­mikler, çinilerde olduğu gibi kobalt mavisi, yeşil, firuze, beyaz, siyah ve hafif kabartmalı domates kırmızısı gi­bi renklerle süslüdür. Biçimleri çev­releyen çizgiler, genellikle siyah­tır. Lale, karanfil, gül, nar çiçeği, menekşe çok sevilen motiflerdir. Sırların ve renklerin parlaklığı dikkati çeker. Yel­kenli gemiler ve balık figürleri, bu dö­nemin seramik kaplarında zaman za­man kullanılan dekor öğeleridir. Eski Kütahya ve Haliç ya da Şam işi ola­rak adlandırılan seramik kaplarda, süsleyici öğelerin birer üslup özelliği kazandığı görülür. Parlak beyaz üstü­ne mavi dekorlu Kütahya işlerinde, Selçuk döneminden gelme motîfler etken olmuştur. Haliç işi seramiklerde de aynı renkler görülmekle birlikte, bunlar "hatayî" ve çiçek motifleriyle süslüdür. Milet işlerinde egemen ton, kırmızıdır. Yanlış olarak Şam işi diye adlandırılan ve gerçekte Şam'la ilgi­si bulunmayan üçüncü grupta, mat ve hafif renkler, bu arada manganez mo­ru ağır basar. Gene yanlışlıkla Rodos işi diye bilinen seramik kaplarsa, İz­nik ve Kütahya atölyelerinde yapıl­mış, buradan başka ülkelere de yayıl­mıştır.




    XVIII. yy'dan sonra İznik'teki üreti­min yavaşlamasıyla, Kütahya ön pla­na geçmiştir. Bu çinilerde gene sır al­tı tekniği görülür. Çiçekler, üsluplaştırılmış yaprak motifleri, kuş ve ba­lık desenleri kullanılmıştır. Desenler genellikle serbest bir üslubu yansıtır, XVIII. yy'm sonlarında nitelik açısın­dan bir düşüş görülür. İşçilik eski öne­mini yitirmiş, geri bir taşra üslubu egemen olmaya başlamıştır. Gelenek­sel üslubun geç döneminde, Çanakka­le önemli bir merkezdir. Yelken motifli tabaklar, geç dönem Çanakkale sera­miklerinin en ilginç örnekleri arasın­dadır.


    Seramik sanatının, bağımsız bir geliş­meyi yansıtan özgün ve yaratıcı ör­nekleri, özellikle 1950 yıllarından son­ra Türkiye'de çağdaş nitelikli bir sa­nat dalının gelişip yaygınlaşmasında etkili olmuştur. Bu alandaki gelişme­leri, Namık İsmail'in müdürlüğü za­manında, 1929'da Güzel Sanatlar Akademisi bünyesinde Dekoratif Sa­natlar Bölümü'nün ve buna bağlı ola­rak seramik atölyesinin kurulmasına bağlayabiliriz. Ayrıca bir devlet kuru­luşu olarak Sümerbank'ın İstanbul ve Kütahya illerini kapsayan bir seramik sanayisi projesini 1930 yıllarında ge­liştirmiş olmasının da, bu alanda bir katkısı olmuştur. 1957'de Devlet Tat­biki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nda seramik başlayıncaya kadar, Güzel Sanatlar Akademisi'nde ve bir ölçü­de Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'nde bu amaçla kurulmuş olan atölyeler, sanat seramiğinin gelişmesini hazır­layıcı bir işlev üstlenmişlerdir.


    1962'de Prag'da düzenlenen Uluslar­arası Çağdaş Seramik Sergisi ile 1967'de İstanbul'da Güzel Sanatlar Akademisi salonlarında açılan 5. Uluslararası Çağdaş Seramik Sergisi, seramik alanında çalışan sanatçıların tanınmasında olduğu kadar, serami­ğin uluslararası bir platforma aktarıl­masında da yararlı olmuştur. 20 ülke­nin katıldığı 5. Uluslararası Çağdaş Seramik Sergisi'nde Türkiye'yi 31 sa­natçımız temsil etmişti. Bunların ara­sında Sadi Diren, Candeğer Furtun, Atillâ Galatalı, Hakkı Karayiğitoğlu, İsmail Hakkı Oygar, Füreya Koral gi­bi çağdaş Türk seramiğinin oluşması­na öncülük yapmış sanatçılar yer al­maktaydı. Ayrıca Vallauris, Faenza gibi uluslararası seramik merkezle­rinde düzenlenen sergilerde, sanatçı­larımızın başarı belgeleri almış olma­ları, Türkiye'de eski bir geleneğe da­yanan bu sanat dalında yeni bir "rönesans"m, özellikle 1960 yıllarında kendini göstermeye başladığının bir işareti olarak düşünülebilir. Öğretim kurumlarında seramik atölyelerinin kurulması yolunda çaba harcamış olan İsmail Hakkı Oygar, Vedat Ar ve Hakkı İzzet, aynı zamanda yeni sanat­çı kuşağının başarısına da önayak ol­muşlardır.

    Günümüzde iki ayrı kuşağın çabaları üstüne kurulu bulunan çağdaş Türk seramiğinde, teknik olanakların geniş­lemesi kadar, üslup kaygılarının gide­rek yerleşmesi de söz konusudur. Bu alanda çalışmakta olan seramik sa­natçılarının başlıcaları şunlardır: Atillâ Galatalı; Sadi Diren; Mediha Akarsu; Nasip İyem; Cemil Eren; Alev Ebüzziya; Melike Abasıyanık; Cevdet Altuğ; Müfide Çalık; Ayfer Karamani; Sabit Karamani; Hakkı Karayi­ğitoğlu; Bingül Başarır; Hamiye Çolakoğlu; Candeğer Furtun; Filiz Özgüven Galatalı; Erdinç Bakla; Jale Yılmabaşar Ertugan; Mehmet Ertugan; Beril Anılanmert; Tülin Adalan; Ömür Bakırer; Neşat Fehmi Erdoğdu; vb.

    Alıntıdır...

      Forum Saati Paz Ara. 17, 2017 1:34 am