Sitemizden daha iyi faydalanmak için giriş yapın.Eger kayıtlı degilseniz kayıt olun...

    Bireyci sanat

    Paylaş
    avatar
    Krall100

    Mesaj Sayısı : 161
    Yaş : 28
    Nerden : Ankara
    Rep puanı : 0
    Points : 1253
    Kayıt tarihi : 02/09/08

    Puanlar
    Puan grafigi. Puan grafigi.:
    1000/200  (1000/200)

    Bireyci sanat

    Mesaj tarafından Krall100 Bir C.tesi Nis. 11, 2009 6:43 pm

    Sanat - Sanat Yazıları

    Sanatçı kendi zevkini tatmin için çalışır, sanat eseri, sanatçı dediğimiz ki­şinin duygu ve düşünce ihtiyacını ıkarşılayan bir oyun âletidir. Sanatçı oyununu dilerse tek başına oynar, dilerse herkesle beraber. Oyunun kurallarını yalnız kendisi bilir, kendisi uygular.», diyen Nuri Tarhan, diyalog tarzındaki bir yazı­sında bireyci sanata şöyle değinir :

    —Ama siz sanatçıyı toplumun dışında soyut bir varlık mı sanıyorsunuz; bir insandır o da, bizden biridir. Nasıl bizler işimizi, sırf kendi özel menfaati­mizle göre yürütemiyor, büyük ölçüde toplum gereklerini hesaplamak zorunda kalıyorsak, sanatçı da kendi işinde aynı kurallara uyacaktır.

    — Yani güdümlü sanat.

    — Hayır gerçekçi sanat. Sanatçının işine karışmak, ona yol göstermek sa­yılmaz bu. Yaşadığı çevreyi ve zamanı düşünmeyen, gerçekleri hiçe sayan bir kişiye sanatçı diyemem doğrusu.

    — Nasıl olur, hem bir takım şartlar öne sürüp, bunlara uymayanları sa­natçı olarak kabul etmiyorsunuz, hem de bu şartların sanatçının işine karışmak, ona yol göstermek sayılmayacağını söylüyorsunuz

    .— Çelişme yok ki bunda, sanatçı bir Robinson olmadığına göre, toplum kuralları dışında yaşayamaz.

    — Toplumun, daha doğrusu toplum yöneticilerinin dilediği gibi çalışsın, eser versin, maksat bu mu? Öyleyse, güdümlü sanat deyince, neden kızıyorsu­nuz? Açık söyleyin, şu, günün modası faydacılık, sosyal gerçekçilik değil mi istediğiniz?

    — Ya sizin istediğiniz de fildişi kuleye çekilip hayal avcılığı ile gönül eğ­lendirmek değil mi?

    — Ne münasebet!— Sanatta fertçilik başka türlü nasıl açıklanabilir peki?

    — Sanatta fertçilik, toplumculuk diye bir ikilik olamaz, sonra faydacılık da acayip bir şey. Nasıl fayda? Ne demek bu?

    —- Kelime üstünde durup oyalanıyorsunuz, anlamaya çalışın biraz.

    — Benim anladığım, faydacılık, toplumculuk gibi kayıtlamalar tamamiyle sanat dışıdır. Bu gibi gayretkeşlikler sanatçının kişiliğini öldürüyor. Zaten iste­nen de bu. Kişilik ortadan kalkmalı ki tek tip eser imâl edilebilsin. Sanatın bir insan işi olduğunu unutuyorsunuz. Bu alanda henüz robotlar, ısmarlama fab­rika mamulleri devri gelmedi.

    — Bakıyorum toplumu hiç kaale almıyorsunuz siz. Halk varmış, yokmuş, farkında değilsiniz. Öyle ya madem ki sanat sanatçıyı eğlendiren bir oyun, sa­nat eseri de sadece bir oyuncak.

    — Sadece yaşadığı çevre ve zamanın adamı değildir sanatçı. Topluma say­gıdan ne kastediyorsunuz? Unutmayın ki dehâ topluma karşıdır. Sanatçı belli bir zümrenin sözcüsü olamaz, onun kuralla?-ına bağlanamaz. Sorumluluk duygu­sunu da buna göre tayin edebilirsiniz. Sizin görüşünüz hakim olsaydı sanat ala­nında, bugün ne Flaubert'i okuyabilirdik, ne de Stendhal'i.

    — İyi ama ben sanatçı yalnızca yaşadığı çağın ve toplumun adamıdır de­medim ki.

    — Sanatçıyı ille toplumcu olacaksın diye kayıtlı şartlı bir çalışmaya zor­lamak bu demektir. Bir şey sorayım size. Sait Faik'in iyi bir hikayeci olduğuna inanır mısınız?

    — Şüphesiz, büyük bir yazar.

    — Ya Nurullah Ataç?

    — O da öyle. Peki niye soruyorsunuz bunu?

    — Bu iki koyu fertçi yazar, size göre iki fildişi kule sanatçısı, bütün o top­lumcu sanatçılarımızın topundan daha canlı, daha gerçek.

    Sanat ve öğrendiğimiz şeyler, ancak, doğa'yı tamamlamak içindir. ARİSTO­TELES. Bir tablonun, bir heykelin, bir şiirin ilkel maddelerini tabiat verir; in­san da bu maddeleri işler, ruhunun isteklerini doyurmak üzere sıralar, sanat yapar... insanlar, bazen görünenleri gerçekte oldukları gibi değil de görmek istedikleri gibi görmek illetine de müptelâdırlar... Eğer, insanlar bazı sözcük­leri kullanmanın ne büyük tehlikeler yaratacağını bilmiş olsalardı, kitapçı vitri­nindeki sözcükler, kırmızı bantla «Tehlikelidir» yazılı olarak teşhir edilirdi... Bugün kapkara bir edebiyatımız varsa bu kapkara yıllar geçirdiğimiz içindir. Size bu acı kitapları okumayı salık veririm. Onların bazıları güzeldir. Yaşayan edebiyatı ihmal ve ondan nefret etmek bir hatadır. Fakat onun yegâne ve ke­sin olduğunu sanmak ta bir delilik olur... Biyografi yazarının ödevi her şeyi bilmektir; fakat bildiklerinin hepsini kullanmamağı da öğrenmektir. Biyografi yazarı seçebilmek yeteneğine sahip olmalıdır. Elindeki malzemeyi elemek, işi­nin en güç yanıdır... İnsanlardaki yücelik, çoğu zaman, büyük yaşamlara öy-künmekten doğar... Biyografi yazarı her alanı keşfe çıkmalı, her bilginin esa-ismi araştırmalı, her belgenin doğruluğuna emniyet getirmelidir.. Her dürüst biyografi yazan, aynı zamanda bir bilgin olmaya çalışmalıdır... Espri sahibi olmak yetmez. Çok fazla espri yapmaktan kaçınabilmek de gereklidir. Büyük adam büyük olduğunu, ancak bu büyüklüğün küçük olduğunu bilir... Aslında, klasiklik veya romantiklik hepsi saçmadır, sadece yetenek sahibi olmak önem­lidir... ihtiyarlamak sanatı; gelecek nesillere bir engel değil, fakat bir destek "olmak; bir rakip gibi değil, fakat bir fikir ortağı gibi bulunmak sanatıdır... ih­tiyarlığın en büyük derdi yalnızlıktır. Hayatının bütün arkadaşlarını birer birer kaybettikten sonra onların yerine başkalarını ikame edemez. Ve etrafında olup biten şeylere karşı alâka duyarak bunlarla kendisini yenileyemezse ihtiyarın çevresindeki ıssız çöl yavaş yavaş genişliyerek kendisi de bunun ortasında kalır. Sıkıntı vermiyen bir ihtiyar, dostsuz kalmaz, ihtiyarlığın asıl kötülüğü, vücu­dun kuvvetten düşmesi değil, ruhun her şeye ilgisiz bir hale gelmesidir. Andre MAUROIS. Bireyin zorunlu olarak içine daldığı ilişkiler -çünkü o ilişkilerden kopup ayrılmak mümkün değildir- her bireyin toplumsal varlık'ım yaratır ve bu toplumsal varlık bilinci belirler, yoksa bilinç toplumsal varlığı değil... Bir kültürde nitelik bakımından bir orijinallik varsa, o kültür nicelik bakımından da belirli bir zenginliğe dayanıyor demektir. Henri LEFEBVRE. Edebiyat eleştirisi bir uçta kitap' tanıtma yazılarına, öteki uçta da estetiğe dayanır. Kitap tanıtıcısı kitaplara az çok mal gözüyle bakar; oysa eleştirmen kitaplarla edebi­yat, ya da modern terimlerle söylersek, edebî eylem ya da davranış açısından ilgilenir; estetikçiyse tek tek kitaplara değil, soyut edebiyata bakar. Bu yüzden bunlar biçimsel değil işlevsel kategorilerdir ve durmadan değişirler; bir kitabı tanıtan kimse, ele aldığı kitabın mal olarak değeri değil de, bir edebiyat eseri olarak değeri üzerinde durmuşsa, hiç değilse o tanıtma yazısında eleştirmendir; sanatm soyut özelliği ya da güzellik üzerinde genellemelere girişen bir eleştir­men, o an için estetikçidir; belli sanat yapıtlarını kendilerine özgü özellikleri açısından eleştiren estetikçi de eleştirmen olur. Stanley Edgar HYMAN.

    Alıntıdır...

      Forum Saati Paz Ara. 17, 2017 1:41 am