Sitemizden daha iyi faydalanmak için giriş yapın.Eger kayıtlı degilseniz kayıt olun...

    Modern Sanata Geçiş

    Paylaş
    avatar
    Krall100

    Mesaj Sayısı : 161
    Yaş : 28
    Nerden : Ankara
    Rep puanı : 0
    Points : 1253
    Kayıt tarihi : 02/09/08

    Puanlar
    Puan grafigi. Puan grafigi.:
    1000/200  (1000/200)

    Modern Sanata Geçiş

    Mesaj tarafından Krall100 Bir C.tesi Nis. 11, 2009 6:45 pm

    Sanat - Sanat Yazıları

    Sanatta moderne geçişin üç merhalesini ele alan Hilmi Ziya Ülken bu ko­nuda şöyle demektedir : İnsanın sanat anlayışındaki üç merhalesinden, üç ger­çek merhaleden bahsedeceğim.

    Birincisi, insanlığın tabiat içinde, onun bir par­çası gibi yaşadığı safdil ve masum hayatıdır. O başka canlılar, hattâ cansızlar­dan kendini ayırmadan, onlardan, başka bir kaderi olmadan vardır. Kinleri, sev­gileri, keder ve sevinçlerile âlemin bütün hayatına iştirak eder. Diğer canlılar­dan yalnız derece farkile ayrılır. Onlar gibi tad ve acı duyar; öfkelenir, sevinir, döğüşür ve onlar gibi yok olur. Eğer başka bir âlemde devam edecekse bu da onlardan ayrı değildir.

    İkinci merhalede, insan kendi içine katlanmıştır. Kaderini başka varlıklar­dan ayırmıştır : Bu kaderi çizen -her şeyden önce- günah duygusu ve vicdan azabıdır. Masumluktan çıkmış olan günahkâr insan, kurtuluşu fâni varlığının inkârında bulur. Maddî ve manevîyi kati olarak ayırır. Gözünü bu dünyanın bütün hâdiselerinden yukarı âleme çevirir. Orada manevî ve ilâhî birbirinin ay­nıdır. Güzellik, fazilet, doğruluk onu bu hakikî hayata hazırlar. İnsan muztarip şuuriyle kendi kaderini yapar. Tabiatten, nevinden, sürüsünden ayrılır. Kendi başına bir varlık fert olur. Dünyada ve ahrette nasibi, fânilikten sıyrılmış ve ezelî varlıkla birleşmiş olan bir ferttir.

    Üçüncü merhalede insan tekrar tabiate döner. Muztarip ve kifayetsiz şuuru bütün varlıkla tamamlar. Ruh, bedenle, insan,tabiatle, fert cemiyetle birleşir. Saadeti bu âlemin tamlığında aramaya kalkar. Fakat bu sefer o safdil ilk insan değildir. Günahın acı tecrübesinden geçmiştir. Kendinin başka varlıklar üstün­de ayrı bir varlığı olduğunu bilmektedir. Canlılar maddeden ayrıldığı gibi, o da canlılardan ayrılır. Hepsinin üzerinde bir nevi istiklâli vardır. Fakat bu istiklâl ancak önceki varlıkların, yani bütün âlemin şartlarına uymakla gerçekleşir. Bu­nun içindir ki, insan da kendi hürlüğünü, âlemin zaruretinde bulur. Âlemden ayrılacak yerde onunla birleşmek ister.

    Birinci merhalede Homeros tanrılar, insanlar ve eşyanın kaderini birleşti­ren masum tabiatın Epopee'sini yapıyordu. Bütün destanlarda az çok insanlığın bu çocukluk çağı yaşar. Kahramanlar kırıp döken çocuklardır. Neşeleri de ke­derleri gibi gelip geçicidir. İhtirasları derin ve devamlı olmaktan ziyade şiddet­li ve sarsıcıdır. Bunun için onları önüne kattığını sürüp götüren sellere benze­tirler. Bu destan ruhu Şehname'de, Ossian'da, Niebelungen'lerde aynıdır.

    İkinci merhalede Dante ruhun günah dünyasındaki sergüzeştini ve manevî âleme yükselişini tasvir eder. Divina Commedia muzdarip şuurun dramını ha­zırlar. Artık insan, safdil kahramanın menkıbe’sile doyamaz. Bu, günah ve ilâhî imtihan âlemidir. İnsan ölüm karşısında ezelî suali sormuştur : Niçin yaşı­yoruz? İyilik ve kötülüğün mânası nedir? Vicdan sahnesi destandan çok derin­dir. Göz dünyadan iç âlemin dramına çevrilmiştir. Nizamî, Mevlâna, Attar, Hafız ve Cami'den sonra tekrar Firdevsî'ye dönmeye imkân var mıdır?

    Üçüncü merhalede Goethe, tabiatın bütünlüğü ile tamamlanan muhteris ve yarım insanın sergüzeştini anlattı. Faust orta çağın günahkârından antik dev­rin masum insanına dönüşü, iki âlemin Euphorion da. birleşmesini temsil ediyor. Burada eski çağlardan her birinin kendi içindeki yetmezliği, ruhu bedenle, ih­tirası sükûnla tamamlamak iştiyakı görülüyor. Faust'un macerası yeni insanın içinde bulunduğu haldir. Dram ve romanda, birçok milletler bu çığırın içindedir.

    Fakat bu üç merhale, üç ayrı zaman değildir. Birbirine nüfuz eder, tekrar tekrar meydana çıkar. Faustien tip her millette yeni bir tarzda doğar. Bundan dolayı hiçbir millet safdil kahramanlık çağının şiirinden vazgeçemez.. Garp, Yunan köküne bağlandıkça, Homeros'da. barbar saflığını buldu. Yeni kültürler yarattıkça, bugünün şiirine yeni destan kaynakları getirdi. îslâm âlemi Homeros' dan uzak kaldığı gibi, kendi barbar köklerini de bulamadı.. Bu yüzden, ruhun inzivasında kaldı. Modern insanın dünya ile birleşmek isteyen yeni sergüzeştine kapı açamadı; tasavvuf şiiri ve Hayyam o tarafa doğru yürüdü. Fakat Paganizm' le bağlantı yolu bulamadı.

    Şehname ne Arab'a, ne Türk'e nüfuz etti. Biz İslâmdan önceki mitolojimiz­le bütün ilişiği kaybettik. Ne Kırgız destanı, ne Oğuzname, ne Dede Korkut Anadolu'da yaşamıyor, şiirimize girmemiştir. Garp milletlerinin yeni kültürlerle yeni payen aşıları yaptıkları bu son asırda da eski destanın döküntülerinden bir bütün çıkmadı. Fakat Anadolu'nun içinde, İslâmî edebiyatla teması zayıf kal­mış kuvvetli bir folklor vardır. Mevlana, Yunus, Fuzulî ve Galip, bize ruhun yükselişine ait en ince bir sübjektivizm ve sembolizm verirlerken, öteki şiir he­nüz ayıklanmamış malzemesi içinde endişesiz, dramsız, fakat saf ve gürbüz bir objektivizm hazırlamaktadır. Halk şiirinden destanı çıkarmak, modern insanın aradığı tabiat temelini bulmak için zaruridir. Bu çıkarış Paganizm'e dönüş de­ğildir ve olamaz. Çünkü biz, Fin'ler gibi hendesesinde payen kalmış bir millet değiliz. Bununla beraber, her millet gibi, derin köklerinden tabiata bağlı bir tarafımız vardır. Bugünün sanatına gidecek yol Yunus'la Köroğlu'nun arasın­dadır.7

    Dünya ölçüsünde, insanın ölüm önündeki derin endişesi onu payen'den ol­duğu kadar dindardan ve f austien'den ayırdı. Hattâ belki hepsi de onun yanın­da biraz saf ve geri kaldı. Fakat dramın bir tereddüt sahnesi romanda bitmiyen bir diyalog halini aldı: «Karamazoflar» bu çözülmek bilmez trajik muhaverede insanlığın bütün tecrübelerini bir araya getirdi. Endişesiz payen, günahkâr adam, dünya fethine çıkan ruh, münkir romanda birleşti; fakat hiçbir terkibe ulaşmaksızm, modern sanat Faust'tan sonra bu çıkmaza girmiştir.
    Bugün ferdi bütün hürlüğü ile mihrak olarak almak isteyen yeni sanatkâr onu eski tecrübelerin lâbirentlerinden geçirmek zorundadır. Böyle yapmazsa, o kendi dar sınırları içinde hürlük iddiasının zehriyle kendini boğabilir. Ona ru­hun, kaderin, tabiatın, cemiyetin kapılarını açmalıdır. Onu bütün varlıkla tema­sa getirmelidir. O vakit ferdin hürlüğü, kendini hazırlayan şartlar üstünde ve onları aydınlatarak en feyizli eserini verebilir. Bu da sanatta realist romanın, ilâhî şürin, inkâra ve edebî kararsızlığa götüren bütün diyalogların besleneceği saf ve kaba bir insanlık temelinin meydana çıkarılmasile, millî destana kulak verilmesile mümkün olur.

    Alıntıdır...

      Forum Saati Paz Ara. 17, 2017 1:34 am