Sitemizden daha iyi faydalanmak için giriş yapın.Eger kayıtlı degilseniz kayıt olun...

    Sanat ve Mutluluk

    Paylaş
    avatar
    Krall100

    Mesaj Sayısı : 161
    Yaş : 28
    Nerden : Ankara
    Rep puanı : 0
    Points : 1253
    Kayıt tarihi : 02/09/08

    Puanlar
    Puan grafigi. Puan grafigi.:
    1000/200  (1000/200)

    Sanat ve Mutluluk

    Mesaj tarafından Krall100 Bir C.tesi Nis. 11, 2009 6:51 pm

    Sanat - Sanat Yazıları

    Sanatın, bütün güzel sanatların insanların saadetinde hissesi olduğu bir gerçektir. Güzel bir konserden çıkanların yüzlerine bakınız. Hepsi de ferah, mes'ut ve huzur içindedir. Tanışmıyan kimseler gerçekten birbirlerine gülüm­serler. Niçin? Çünkü birlikte heyecan ve hüzün duymuşlar, birlikte ümitlenmiş­lerdir. Herbiri kemanın şöyle bir mırıldanışında tam bir ahengin neş'eli ifade­sinde melânkolik hâtıralar canlandırmışlardır.

    Büyük müzikçi herkese kendilerinden bahsetmiş, herkese benzerlerinin ve içinde bulunduğu toplumun şuurunu hissettirmiştir.

    Bu, güzel bir roman için de söylenebilir. Yaşadığımız hayat pek çok defa anlaşılmaz ve hayal kırıcıdır. Fena anladığımız ve bizi anlamıyan varlıklarla çevrilmişizdir. Herşey karanlık, herşey mütenakızdır. Niçin bu kadın dün bizi sever görünüyordu? Niçin gözleri bize tatlı bir vaadle bakıyordu? Ve bugün ni­çin tamamen farklı geliyor? Bu âni hırçınlık veya soğukluk neden? Karanlık bir dünyada gölgeler arasında dolaşıyoruz.

    Fakat Tolstoy'un Harp ve Sulh'ünü açınız.

    İşte hemen hemen gerçek kadar esrarh başka bir dünya; işte et ve kandan müteşekkil hemen hemen birbirleri kadar girift erkekler ve kadınlar; Hemen hemen amma tamamen değil.. Çünkü bu yapma âlem bir insan zekâsı tarafın­dan biçimlendirilmiştir. Sanatçı oraya, çekicilikleri ile, eşyada mevcut olan fa­kat görmesini bilemediğimiz bir ahenk sokmuştur. Gerçeğe sadıktır, ama onu, anlaşılmasına yardım eden bir şekilde giyindirir. Ve bilhassa bu şekli bizim için tesbit eder. Hayatta güzel anlar vardır. Güneşin batışı, bir bakışın derinliği en yüksek bir san'a't eseridir. Bir kadın çehresi, bir heyecan anında güzel bir port­re kadar ve ondan daha çok şey ifade eder. Fakat bu tabiî san'at eserleri der­hal bozulur. Gurup geceye yer verir. Yıllar sevilen hatları çirkinleştirir. Yalnız şair, ressam, müzikçi bu «saadetleri» bir şekil içinde ebediyyen çerçeveleyebilir. Baudelaire'in bir şiiri, Vermeer'm bir tablosu, Proust'un bir sayfası istediğimiz kadar bizi heyecanlandırır.

    Fakat san'atın hazlarına katılması için okuyucunun, seyircinin birbirimizin bir sanatçı olması lâzımdır. Güzel bir roman okumak, güzel bir müzik dinlemek, pasif bir zevk değildir. Kendini vermek, yaratıcısı ile işbirliği yapmak lâzımdır. Bir tek Madame Bovary yoktur; her kadının Flaubert'in kelimelerini ve kendi hatıralarım kullanarak yeniden inşa ettiği kadar Mm. Bovary vardır. En meş­hur dramlar nesillerle birlikte değişirler; bu devamlı şekil içinde bizim hisleri­miz bir katedralin kulesindeki kuşlar gibi yuvalarımıza gelirler. Racine'de gör­düğümüz Phedre, bizimkidir de; bizim Hamlet'imiz Shakespeare'ninkidir. En­dişemiz onda bir sığmak bulur.

    Nihayet büyük sanatçılar bize taklit edilecek örnekler gösterirler, ya aşkın dili? Fransa'da Rarine ve Marivana, zamanımızda Girandoux tarafından idare edilir.

    San'at örneklerinden mahrum olan insan zahmetle araştırır. En güzel şa­hısları taklit etmesi ona ehemmiyet ve nefsine itimat ve saadet verir.

    Bir insanın iki günü ekmeksiz geçirebileceğini, fakat asla şiirsiz yapamıyacağını söyliyen Baudelaire'in hakkı vardır.


    Sanat benim için tek başına tadı çıkarılan bir şey değildir. Sanat bence, en büyük sayıda insanı, ortak acılar ve sevinçleri coşturarak görüntüleri, bi­çimleri bulmaktır. Albert CÂMUS.
    İlkçağda, ilkin köle emeğine dayanan top­lum vardı, sonra onu feodal toplum, daha sonra kapitalist toplum izledi. Bu toplumların incelenmesi, bize, yeni bir toplumun doğmasına imkân veren un­surların, bu toplumların içinde devamlı olarak ve hissedilmeden geliştiğini gös­terir. Kapitalist toplum böylece her gün değişir ve sosyalist sistemde artık var olmaktan çıkar... Materyaliste göre ilk faktör, yani varlık, topluma hayat ve­ren, iktisadî hayattır. İkinci faktör, yani varlığın yarattığı ve ancak ona bağlı olarak yaşayabilen düşünce, siyasî hayattır. Siyasî hayat, iktisadî hayatın bir ürünü olduğuna göre, materyalist, siyasî hayatı, iktisadî hayatın açıklandığını söyleyecektir... İdeoloji bir bütün, bir teori, bir sistem ya da hatta bazen sa­dece bir zihnî durum meydana getiren fikirler bütünüdür... Din, ahlâk gibi bi­lim, felsefe, edebiyat, sanat, şiir de ideolojik biçimlerdir... İktisadî yapının top­lumun temelinde bulunduğunu görüyoruz. Buna toplumun alt yapısı denir. Bü­tün biçimleri ahlâkı, dini, bilimi, şiiri, sanatı, edebiyatı içeren ideoloji, üst ya­pıyı meydana getirir. Georges POLİTZER.
    Eserin değeri sanatçının değerinden doğar. Sanatçının sahip olduğu özelliklerin ve melekelerin izlerini taşıdığı için­dir ki eser bizi çeker ve büyüler. Eugene VERON.

    Alıntıdır...

      Forum Saati Paz Ara. 17, 2017 1:33 am