Sitemizden daha iyi faydalanmak için giriş yapın.Eger kayıtlı degilseniz kayıt olun...

    Sanatçının Sorumluluğu

    Paylaş
    avatar
    Krall100

    Mesaj Sayısı : 161
    Yaş : 28
    Nerden : Ankara
    Rep puanı : 0
    Points : 1253
    Kayıt tarihi : 02/09/08

    Puanlar
    Puan grafigi. Puan grafigi.:
    1000/200  (1000/200)

    Sanatçının Sorumluluğu

    Mesaj tarafından Krall100 Bir C.tesi Nis. 11, 2009 6:54 pm

    Sanat - Sanat Yazıları

    Alhert Camus, 1957 Nobel edebiyat armağanını almak üzere İsveç'e gittiği günlerde Upsala Üniversitesi'nde çağımız sanatçısının sorumluluğunu anlatan bir konferans verdi. Aşağıdaki yazı bu uzun konferanstan alınmıştır

    Sanatın değişmez mecburiyeti yüzünden neler yitirdiği görülüyor. Önce rahatlık; ve Mozart'ın eserinde nefes alan o kutsal özgürlük. Böylece sanat eser­lerimizin, birdenbire uğradıldarı bozgun, çatılmış çehresi, şaşkın ve öldürülmüş havası daha iyi anlaşılıyor. Bunun açıklamasını, örneğin, yazardan çok gazetecinin, Cezanne'dan çok resmin yamaklarının olması ile yapıyorlar; aşık roman­ları ile polis romanlarının Harp ve Sulh, ya da Parma Manastırı'nın yerini al­ması ile. Şüphe yok, bunlara karşı, beşerin, yalvarıp yakaran bir duruma düştü­ğünü söyliyebiliriz; Ezilenler'de Stephan Trophimoritch'in, bütün kuvveti ile istediğini olabiliriz. Örnek bir ezilen. Onun gibi uygar bir bedbinliğe düştüğü­müz olabilir. Ama bu keder, gerçeği değiştiremez. Bence, en iyi yol, çağımıza istediği hakkı tanımaktır ve gene tanımaktır ki; sevgili üstatların, kamelyalı sa­natçıların çağı sona ermiştir. Bugün yaratmak, tehlike içinde yaratmaktır. Her yayım, bir harekette bulunmaktır; ve bu hareket hiç bir şeyi affetmiyen çağın ihtirasları önüne çıkmıştır. Sorun, bu hareketin sanata zararlı olup olmadığım bilmekte değildir. Sanatsız, sanattın anlamı olmadan yaşayamayanlar için, bu kadar ideolojinin kaydı içinde, (bu kadar inanış içinde, bu ne yalnızlık!) yara­tıcılığın garip özgürlüğünün mümkün olup olmadığını bilmektir.

    Sanatın devlet kuvvetleri ile tehdit edildiğini söylemek yetişmez. Bu du­rumda sorun basittir : sanatçı ya mücadele eder, ya da edemiyecek duruma ge­tirilir. Mücadelenin, sanatçının içinde kendisini gösterdiği farkedildiği andan itibaren, sorun daha ölümlü, daha çapraşıktır. İçinde yaşadığımız toplumun en güzel örneklerini verdiği, sanata karşı olan kin, bu kadar şiddetli ise, sebebi, bu kinin bizzat sanatçılar tarafından beslenmesidir. Bizden önceki sanatçıların bütün endişesi kabiliyetleri üzerinde toplanıyordu. Günümüz sanatçılarımnki ise, sanatlarının gerekliliği üzerine yani doğrudan doğruya varlıkları üzerinedir. 1957 yılında Racine, Edit de Nantes ile mücadele edecek yerde, Berenice'i yaz­dığı için, özür dileyecektir.

    Sanatçıyı çekimserliğe zorlayan, bir kısmı daha az önemli, başka sebepler de vardır. Bu sebepler ne olursa olsun, amaçlan birdir : Özgür yaratmanın esas ilkesi olan sanatçımn kendi kendine karşı güvenine hücum ederek, cesaretini kırmak. Emerson, olağanüstü bir şekilde, «Bir insanın kendi dehâsına olan gü­veni, inanışın ta kendisidir.» demişti. XIX. yüzyılın bir başka Amerikalı yazarı da, «Bir insan, kendi kendisine sadık kaldıkça, her şey onun tarafına doğru yol alır: Hükümet, toplum, hattâ güneş, ay ve yıldızlar.» diye eklemişti. Bu büyük iyimserlik, bugün ölmüş gibidir. Sanatçı, çoğunlukla, kendi kendisinden ve varsa, imtiyazlarından utanç duyar gibidir. Her şeyden önce, kendi kendisine sorduğu soruya cevap vermek zorundadır: Sanat sahte bir lüks müdür?

    İlk verilebilecek namuslu cevap, şu olacaktır : sanatın sahte bir lüks duru­muna geldiği olur. Kalyonların kıçından, her zaman ve her yerde, aşağıda esir­ler kürek çeker ve bitkinlikten ölürken, yıldızlara şarkı söylendiği olmuştur; bi­liyoruz bunu. Sirkin tribünlerinde, kurban, aslanın dişleri arasında iken, «kibar âlemi» konuşmaları geçmiştir. Gene de, geçmişte büyük başarıları olan bu sa­natı eleştirmek güçtür. Ancak, denebilir ki, o zamandan beri değişen çok şey oldu; bilhassa yeryüzündeki tutsakların sayısı, kurbanların sayısı akla hayale gelmiyecek şekilde arttı. Bu kadar sefalet içinde, sanat bir lüks olmakta devam etmek istiyorsa, aynı zamanda da yalancı ve sahte olmayı kabul etmelidir.

    Neden söz açacaktır sanat? Toplumun istediği ile yetinse, şümulsüz bir eğ­lence aracı olur çoğunlukla. Bunu yapmasa; sanatçı, kendi düşlerinin içine çe­kilme kararını asla, bir reddin ifadesinden başka birşey olmayacak. Böylelikle, eğlendiriciler, ya da gramer kuralcıları edebiyatına düşeceğiz. Her iki halde de, yaşayan gerçekten kesilmiş bir sanat olacak bu.

    Günümüzde en çok hakaret edilen değer, özgürlük değeridir. İyi düşünen­ler, (her zaman iki çeşit zekâ olduğunu düşünürüm zeki ve aptal zekâ) özgür­lüğün ilerleme için bir engelden başka bir şey olmadığını yazmışlardır.

    Sadece para sıkıntılarının yer aldığı ve sadece aşk acılarının yer aldığı bu dünya, Oscar Wilde'nin hapse girmeden önce, kendi kendisine düşünürken söy­lediği gibi, en büyük kötülüğün sathîlikte olduğu bu dünya, yıllar boyu, zevk düşkünü romancıların yazdıkları ile ve en değersiz bir sanatla tatmin oldu.

    Alıntıdır...

      Forum Saati Paz Ara. 17, 2017 1:40 am