Sitemizden daha iyi faydalanmak için giriş yapın.Eger kayıtlı degilseniz kayıt olun...

    Toplumcu Sanat

    Paylaş
    avatar
    Krall100

    Mesaj Sayısı : 161
    Yaş : 28
    Nerden : Ankara
    Rep puanı : 0
    Points : 1253
    Kayıt tarihi : 02/09/08

    Puanlar
    Puan grafigi. Puan grafigi.:
    1000/200  (1000/200)

    Toplumcu Sanat

    Mesaj tarafından Krall100 Bir C.tesi Nis. 11, 2009 6:59 pm

    Sanat - Sanat Yazıları

    Toplumların gidiş ve evriminde san'atçının etkinlik payı, bizi kaçınılmaz bir şekilde, şu ünlü «sanat sanat içindir» tartışmasına götürür.» sözlerile yazısı­na giren Oya Baydar toplumcu sanatı, Türk toplumunda sanatçının yerini araş­tırır :

    Evet, sanat sanat içindir. Sanatın amacı kendilidedir, ama...: İşte bu «ama» bizi, kendi toplumumuzun âna sanat sorununun tam ortasına atar.

    Toplumlar vardır, tıkır tıkır işleyen bir makinaya benzer. Kişilerin ve ku­rumların toplumsal görevleri avrımlaşmış, toplumsal sorunların tümüne ışık tutulmuş, çözüm yolları bulunmuştur. Makina işlemekte ve kişiler her yana bir­den el atmak zorunluğu içinde bulunmaktadırlar. İşte böyle bir toplumda sa­natçı hürdür. Yalnız, toplum sorunlarının tümüyle dışındadır demek istemiyoruz. Bu sorunlar, bir insan, bir vatandaş olarak sanatçıyı mutlak etkileyecektir. Ama hiç bir zaman şu veya bu konuya eğilmek gibi bir zorunluluk karşısında bırakmıyacaktır. Sanatçı sorumluluğunun bilincine varmış bir insan olarak gerekti­ğinde topluma eğilir, toplumdan esinlenir, toplumu eğitir ama hiçbir sanatını bir alet haline getirmek zorunluluğunu duymaz. Düzenli, gelişmiş, sorunlarını çözmüş bir toplumun bireyi olarak, tam bir özgürlük içinde meyvelerini verir.

    İşte ancak böyle bir toplumda yaşayan san'atçı, sanat için sanat yapmakta hürdür. O da ancak, büyük ve gerçek sanatçıysa. Burada sorunun düğüm nok­tasına gelmiş bulunuyoruz. «Ancak büyük sanatçıysa» dedik. Büyük sanatçı; Harınlara kalacak yapıtların sahihi, zamanı aşabilen sanatçı, «Sanat sanat için­dir, sanat toplum içindir» tartışmasını anlamsız kılan kişidir. O, topluma eğilir ve başkalarının tatsız tuzsuz bir röportaj çıkaracakları yerden bir şaheser yara­tır. Ya da o, toplumu hiçe sayar, sanattan başka bir şey düşünmez yine bir şa­heser çıkar ortaya. O, sanat alanının özgür kişisidir.

    Yine toplumlar vardır... Gelişmekte, yeniden kurulmakta, yıkıklarını onar­makta olan toplumlar. Böyle toplumlarda, sorumluluk taşıyan kişiler ister iste­mez her konuya, her yöne birden el atacaklardır. Sorunlar bütün çıplaklığı ve bütün gerçekliği ile ortada durmakta ve çözüm yolu beklemektedir. Bu toplum­da sanatçı, «.fildişi kule»sine çekilemez; çekilirse suçlu sayılır.

    Türk toplumunda sanatçı işte tam bu noktada bulunmaktadır. Türkiye, bel­ki de tarihinin en dalgalı, en karmaşık çağını yaşıyor. Köy sorunu, kent sorunu, din, öğretim, işçi, gericilik, ilericilik sorunu... Saymakla tükenecek gibi değil.

    Sanatçı sorumluluğunun bilincine varmışsa, böyle bir toplumda, «sanat için sanat» yapmasını nasıl isteyebiliriz ondan, ya da nasıl izin verebiliriz buna? Bunca sorun çözüm yolu, milyonlarca insan bir uyarıcı beklerken, aydın bir kişi olan sanatçı bunların karşısında nasıl «fildişi kule»sine çekilebilir ve hiç olmaz­sa kamu oyu karşısında suçlu olmaktan nasıl kurtulabilir?

    Son yüzyıllarda, ülkemizde sanatın tuttuğu yol, bize bunun canlı bir örne­ğini verirken, sanatçılarımızın genel olarak sağlam görüşlü ve sorumluluk duy­gusuna sahip olduklarını da gösteriyor. Bütün sanat kollarında halka dönüş ha­reketleri gözlenirken, sanatçılarımız dilleri döndüğü, elleri yettiği ve ortam izin verdiği kadar topluma eğiliyor, topluma sesleniyorlar.

    Tek başına sanatın, sorunlarımıza bir çözüm yolu getirebileceği savını ileri sürmüyoruz, ama san'at bu sorunlara ışık tutacak, gerçeği aydınlatacak ve en önemlisi kütleleri uyaracaktır.

    Bu alanda en etken olabileceğini sandığımız romanı ele alalım. Yeni Türk romanı ve romancısının toplumumuzdaki yerini belirtmeğe çalışalım bir kez.

    Son yıllarda, toplumsal sorunlarımıza ışık tutan romanların dışında, gerek sanat, gerekse toplumsal açıdan değerli sayılabilecek romanlar verilmiş midir? Bu soruya olumlu bir cevap verilebileceğini sanmıyoruz. Bunun nedenini araş­tıralım. Sanatçılarımızın yetersizliği mi söz konusu acaba? Sanmıyoruz... Öde­vini yapamamış, sorumluluk yüklenmeğe gücü yetmemiş bütün kişiler gibi, top­lumsal görevini yerine getirmemiş, Türk toplumu gibi bir toplumda sorumlu­luklarını unutan bir sanatçı silinmeğe, unutulmağa, ikinci plâna düşmeğe mah­kûmdur. En güçlü sanatçılarımızın, topluma eğilenler arasından çıkması da bu­nu kanıtlamıyor mu?

    Türkiye bütün gerçekleri, bütün sorunları ile karşımızda. Artık «sanat sa­nat içindir, sanat toplum içindir» tartışmasının ne anlamı olabilir bizim için? Evet, Türk toplumunda sanat toplum içindir...

    Güdümlü -daha yerinde bir deyişle, belli bir toplumsal amaca yönelen- sa­nattan yana mıyız? Bu soruya, bu gün Türkiye'nin içinde bulunduğu toplumsal evrim çizgisini göz önüne alarak, çekinmeden «evet» diyeceğiz.

    Büyük sanatçı topluma eğildiğinde de büyüktür. Çeşitli ulusların sanatın­dan alabileceğimiz örnekler bunu kanıtlamaktadır.

    Koca bir Rus edebiyatı var önümüzde. Tolstoy'lar, Dostoyevski'ler, Puskin' ler var... Sonra bütün bir savaş sonrası Avrupa sanat ve edebiyatı... Hepsi top­lum sorunlarına eğilmiş kişiler ve hepsi de büyük sanatçı. Demek topluma eğil­mek, sanatı öldürmek şöyle dursun, yepyeni bir güç kazandırıyor sanatçıya,

    Türk toplumunda sanatın yeri. Bu yer «fildişi kule»nin içi değildir. Bu yer bize yabancı ortam­larda geçen, bize yabancı, uydurma öyküler değildir. Bu yer toplumumuzun tam ortasında dertlerin, çıkmazların, karanlık köylerin, ölen çocukların, okulsuz­ların, sömürülenlerin, karanlığı aşmağa çabalayanların yanındadır.

    Alıntıdır...

      Forum Saati Paz Ara. 17, 2017 1:40 am